<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Bakırköy ihl İmam Hatip Gönüllülerin Buluşma Noktası &quot; bakırköy anadolu imam hatip ve İmam hatip lisesi &quot;&nbsp;&nbsp;- Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/</link>
		<description>Bakırköy ihl İmam Hatip Gönüllülerin Buluşma Noktası &quot; bakırköy anadolu imam hatip ve İmam hatip lisesi &quot;&nbsp;&nbsp;- http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum</description>
		<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 15:04:23 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[~ ~&nbsp;&nbsp;SeN&nbsp;&nbsp;~ ~]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6640</link>
			<pubDate>Thu, 21 Aug 2008 09:37:35 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6640</guid>
			<description><![CDATA[Sen Sen Sen]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sen Sen Sen]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Erzurumlu dadaşlardan]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6639</link>
			<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 16:59:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6639</guid>
			<description><![CDATA[1-Erzurumlu genç  sabahın 7 sinde kalkar ve hemen annesini uyandırır,-ana tez gahvelti hazırla der,Annesi telaşlanır oğlunun niye bu kadar kahvaltı için acele ettiğini sorar-heyirdir oğul ne oldi derGenç  dadaş hemen cevap yapıştırır-istasyona gideciyih,şimdik gars treni gelir ordaki oruç tutmayanları degeciyih der2-Erzurumda yaşlı bir nene doktora gitmiş bir çok hastalığı var, doktor hemşireye &#8220;annenin ateşini ölç&#8221; demiş &#8220;hemişire ateşi yüksek 37 derece&#8221;deyince nene &#8220;dohtor  oğlum gurban olim ambu ateşi 40 a çıharda birez issinim soyuhtan doniram&#8230;&#8221;demiş3-Erzurumlu bir gün sevgilisiyle buluşur.sevgilisi dadaşa güzel bir kol saati hediye ederdadaş nişanlısının bu kibarlığı altında kalmamak için sorar;-sen bende ne istirsenKız cevap verir-bene bi tene ciçeğ al yeter-manyağmısan gız.amburdan bi çilo elma alim beraber yiyah4-Dadaşın biri sinemada romantik bir film izlemiş, filmin bir sahnesinde genç erkek kıza iltifat ederek-Sevgilim gözlerinden bütün İstanbulu görüyorumder. Film mutlu sonla sonuçlanır, dadaş evine gelir ve uyur. Sabah kalktığında akşamki romantik filmdeki gencin sözü aklına gelir ve ramontizm olsun diye hanımına sorar:-Gız gözlerimde ne görirsenHanımı buna sinirlenir ve cevap verir:-vıış Torpağ başşan devamsız, ne görecam cırbıt görirem der. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1-Erzurumlu genç  sabahın 7 sinde kalkar ve hemen annesini uyandırır,-ana tez gahvelti hazırla der,Annesi telaşlanır oğlunun niye bu kadar kahvaltı için acele ettiğini sorar-heyirdir oğul ne oldi derGenç  dadaş hemen cevap yapıştırır-istasyona gideciyih,şimdik gars treni gelir ordaki oruç tutmayanları degeciyih der2-Erzurumda yaşlı bir nene doktora gitmiş bir çok hastalığı var, doktor hemşireye &#8220;annenin ateşini ölç&#8221; demiş &#8220;hemişire ateşi yüksek 37 derece&#8221;deyince nene &#8220;dohtor  oğlum gurban olim ambu ateşi 40 a çıharda birez issinim soyuhtan doniram&#8230;&#8221;demiş3-Erzurumlu bir gün sevgilisiyle buluşur.sevgilisi dadaşa güzel bir kol saati hediye ederdadaş nişanlısının bu kibarlığı altında kalmamak için sorar;-sen bende ne istirsenKız cevap verir-bene bi tene ciçeğ al yeter-manyağmısan gız.amburdan bi çilo elma alim beraber yiyah4-Dadaşın biri sinemada romantik bir film izlemiş, filmin bir sahnesinde genç erkek kıza iltifat ederek-Sevgilim gözlerinden bütün İstanbulu görüyorumder. Film mutlu sonla sonuçlanır, dadaş evine gelir ve uyur. Sabah kalktığında akşamki romantik filmdeki gencin sözü aklına gelir ve ramontizm olsun diye hanımına sorar:-Gız gözlerimde ne görirsenHanımı buna sinirlenir ve cevap verir:-vıış Torpağ başşan devamsız, ne görecam cırbıt görirem der. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Flaş! Necmettin Erbakan affedildi!]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6638</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 14:49:13 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6638</guid>
			<description><![CDATA[  Milli Görüş lideri ve 54.Hükümet'in Başbakan'ı Prof.Dr.Necmettin Erbakan'a Köşk'ten af kararı çıktı...Milli Görüş lideri ve 54.Hükümet'in Başbakanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan'a Köşk'ten af kararı çıktı...  Erbakan, kayıp trilyon davası sebebiyle verilen 11 aylık hapis cezasını, Balıkesir'in Altınoluk ilçesindeki yazlığında çekiyordu...Bugün öğlen saatlerinde Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi tarafından yapılan açıklama ile Prof.Dr.Necmettin'in Erbakan'ın kalan hapis cezası kaldırılmış oldu. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[  Milli Görüş lideri ve 54.Hükümet'in Başbakan'ı Prof.Dr.Necmettin Erbakan'a Köşk'ten af kararı çıktı...Milli Görüş lideri ve 54.Hükümet'in Başbakanı Prof.Dr.Necmettin Erbakan'a Köşk'ten af kararı çıktı...  Erbakan, kayıp trilyon davası sebebiyle verilen 11 aylık hapis cezasını, Balıkesir'in Altınoluk ilçesindeki yazlığında çekiyordu...Bugün öğlen saatlerinde Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi tarafından yapılan açıklama ile Prof.Dr.Necmettin'in Erbakan'ın kalan hapis cezası kaldırılmış oldu. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bu kadının aklı dinimizi almıyormuş!]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6637</link>
			<pubDate>Tue, 19 Aug 2008 12:39:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6637</guid>
			<description><![CDATA[ Arama motorlarında yüzlerce sayfa erotik filminden başka sonuç çıkmayan bir şarkıcı kadın, kendisinden farksız kız kardeşinin internet sitesinden İslamı yorumladı!Haber5.com/ÖZELİnternet arama motorlarında yüzlerce sayfa erotik filminden başka sonuç çıkmayan bir şarkıcı kadın, kendisinden farksız kız kardeşinin internet sitesinden İslamı yorumladı! Kurban bayramını kabullenememiş olan bu kadın, daha hayırlı işler yaptığını söylüyor ve ekliyor : &#8220;Hayvan kesilerek bayram yapan bir dini aklım almıyor&#8221;EROTİK OYUNCULUKTAN FETVA ALİMLİĞİNE!Şarkıcı ve oyuncu Hülya Avşar, dün kardeşi Helin Avşar&#8217;ın internet sitesinde yazdığı yazıda Kurban bayramı üzerinden İslam ve Müslümanlıkla ilgili olmadık ifadeler kullandı. Gelecekte Müslüman çocukların ikilemde kalacağını söyleyen Avşar, &#8220;hayvanları keserek bayram yapan bir dini aklım almıyor&#8221; dedi. Avşar yine aynı yazısında değiştirilemez ve evrensel olan İslamın, Türkiye&#8217;de yaşam şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiği gibi sapkın bir ifadeye de yer verdi.ALGILAMA SORUNU KİŞİYİ BAĞLAR!Haber5.com&#8217;un ulaştığı Diyanet Profesörü Saim Yeprem konu ile ilgili bazı açıklamalarda bulundu. Yeprem, bir dinin hükümleri kişilerin algısına göre değer değiştirmeyeceğini bildirdi. &#8220;Bu sözler hanımefendinin kişisel algılaması ile ilgili bir durum gibi gözüküyor&#8221; diyen Prof. Saim Yeprem; &#8220;Kaldı ki Kurban yalnızca İslamla gelen bir ibadet değildir. Bundan önceki bir çok dinde olan, hiç bilmeyenlerce bile en azından Hz. İbrahim&#8217;den bu yana var olduğu malum olan bir ibadettir. Burada aslolan kanın akması ile bayram yapıp eğlenmek değil bunun ne niyetle yapıldığıdır. Kurban&#8217;ın özü dünya Müslümanlarının aynı anda kesilen hayvanlarla fakir fukaraya bir ziyafet vermesidir&#8230;&#8221; dedi. Milyonlarca kişinin doyurulduğu böyle bir dayanışmanın var olduğu bir dünyada bunu yadırgamanın hoş bir tavır olmadığına dikkat çeken Yeprem, sözlerini şöyle sürdürdü; &#8220;O zaman bir an için dünyada bütün mezbahanelerin kapatıldığını, et kesiminin durduğunu düşünelim. Bütün insanlık vejeteryan olarak yetişecektir. Bir adım ilerisine bakacak olursak, bitkilerin de birer canlı olduğu düşünülürse insanlar toprak yemek zorunda mı kalacak? Daha ileriye gidecek olursak, toprağın da canlı olduğunu biliyoruz. Böyle bir mantık olamaz. Kur&#8217;anın bütün yönleri değerlendirildiğinde gerçeklerin Hülya hanımın söylediği gibi olmadığı görülecektir&#8221;.HAYRAN OLAN ANLAR BİZİ, HAYVAN OLAN DEĞİL!!!Haber5.com&#8217;a konuşan bir diğer isim Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği (TİYEMDER) Başkanı Selahattin Yazıcı, Hülya Avşar&#8217;a öncelikle İslamın hayvan hakları ile ilgili prensiplerini okuyup öğrenmesini tavsiye etti. Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (S.a.v) &#8216;in hayvanlarla ilgili söylediklerine bakıp dersine çalışmasını öneren Yazıcı, İslam&#8217;ın ilk geldiği gün bile hayvanlara tanıdığı hakların bugünün dünyasında insanlara bile tanınmadığını söyledi. Yazıcı; &#8220;Kurban yokken yılın diğer günlerinde asırlardır kesilen, avlanan, hatta topluca katledilen milyonlarca hayvanla ilgili ağzını açmayan bir zihniyetin bu denli bilinçsiz görüşlerle ortada olması garip&#8230; Bunlar Hülya Avşar&#8217;ın tamamıyla kendi fikirleri de değil. İslamın karşısında durmak isteyen çevreler bunları propaganda unsuru olarak kullanıyor. Asıl katliama uğrayan hayvanlarla ilgili hiçbir endişe tereddüt yok. Allah Rızası için yapılan ve fakir fukaraya et dağıtılan, onların belki aylarca çoluk çocuklarının karnını doyuran bir ibadetten, bir toplumsal kaynaşma aracından söz ediyoruz&#8230; Bunu eleştirme cüretini gösteren bir insan nasiplenmemiş, Allahın muradını, islamın özünü anlayamamış demektir. Bizi hayran olan anlar, hayvan olan değil&#8221; şeklinde konuştu.SENİN KİM OLDUĞUNU GOOGLE BİLE BİLİYOR!Dini konularda fetva vermeye çalışan bu cüretkar şarkıcı ile ilgili dünyanın en çok kullandığı arama motorları yahoo ve google&#8217;da bir arama yapan haber ekibimiz bir tane bile şehvet kokmayan sonuç elde edilemediğini gördü. Yüzlerce sayfa erotik filmleri ile ilgili sonuç çıkan Hülya Avşar&#8217;ın nasıl bir kadın olduğu bununla bile gözler önüne seriliyor. haber5.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Arama motorlarında yüzlerce sayfa erotik filminden başka sonuç çıkmayan bir şarkıcı kadın, kendisinden farksız kız kardeşinin internet sitesinden İslamı yorumladı!Haber5.com/ÖZELİnternet arama motorlarında yüzlerce sayfa erotik filminden başka sonuç çıkmayan bir şarkıcı kadın, kendisinden farksız kız kardeşinin internet sitesinden İslamı yorumladı! Kurban bayramını kabullenememiş olan bu kadın, daha hayırlı işler yaptığını söylüyor ve ekliyor : &#8220;Hayvan kesilerek bayram yapan bir dini aklım almıyor&#8221;EROTİK OYUNCULUKTAN FETVA ALİMLİĞİNE!Şarkıcı ve oyuncu Hülya Avşar, dün kardeşi Helin Avşar&#8217;ın internet sitesinde yazdığı yazıda Kurban bayramı üzerinden İslam ve Müslümanlıkla ilgili olmadık ifadeler kullandı. Gelecekte Müslüman çocukların ikilemde kalacağını söyleyen Avşar, &#8220;hayvanları keserek bayram yapan bir dini aklım almıyor&#8221; dedi. Avşar yine aynı yazısında değiştirilemez ve evrensel olan İslamın, Türkiye&#8217;de yaşam şartlarına göre yeniden düzenlenmesi gerektiği gibi sapkın bir ifadeye de yer verdi.ALGILAMA SORUNU KİŞİYİ BAĞLAR!Haber5.com&#8217;un ulaştığı Diyanet Profesörü Saim Yeprem konu ile ilgili bazı açıklamalarda bulundu. Yeprem, bir dinin hükümleri kişilerin algısına göre değer değiştirmeyeceğini bildirdi. &#8220;Bu sözler hanımefendinin kişisel algılaması ile ilgili bir durum gibi gözüküyor&#8221; diyen Prof. Saim Yeprem; &#8220;Kaldı ki Kurban yalnızca İslamla gelen bir ibadet değildir. Bundan önceki bir çok dinde olan, hiç bilmeyenlerce bile en azından Hz. İbrahim&#8217;den bu yana var olduğu malum olan bir ibadettir. Burada aslolan kanın akması ile bayram yapıp eğlenmek değil bunun ne niyetle yapıldığıdır. Kurban&#8217;ın özü dünya Müslümanlarının aynı anda kesilen hayvanlarla fakir fukaraya bir ziyafet vermesidir&#8230;&#8221; dedi. Milyonlarca kişinin doyurulduğu böyle bir dayanışmanın var olduğu bir dünyada bunu yadırgamanın hoş bir tavır olmadığına dikkat çeken Yeprem, sözlerini şöyle sürdürdü; &#8220;O zaman bir an için dünyada bütün mezbahanelerin kapatıldığını, et kesiminin durduğunu düşünelim. Bütün insanlık vejeteryan olarak yetişecektir. Bir adım ilerisine bakacak olursak, bitkilerin de birer canlı olduğu düşünülürse insanlar toprak yemek zorunda mı kalacak? Daha ileriye gidecek olursak, toprağın da canlı olduğunu biliyoruz. Böyle bir mantık olamaz. Kur&#8217;anın bütün yönleri değerlendirildiğinde gerçeklerin Hülya hanımın söylediği gibi olmadığı görülecektir&#8221;.HAYRAN OLAN ANLAR BİZİ, HAYVAN OLAN DEĞİL!!!Haber5.com&#8217;a konuşan bir diğer isim Tüm İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitüleri Mezunları Derneği (TİYEMDER) Başkanı Selahattin Yazıcı, Hülya Avşar&#8217;a öncelikle İslamın hayvan hakları ile ilgili prensiplerini okuyup öğrenmesini tavsiye etti. Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed (S.a.v) &#8216;in hayvanlarla ilgili söylediklerine bakıp dersine çalışmasını öneren Yazıcı, İslam&#8217;ın ilk geldiği gün bile hayvanlara tanıdığı hakların bugünün dünyasında insanlara bile tanınmadığını söyledi. Yazıcı; &#8220;Kurban yokken yılın diğer günlerinde asırlardır kesilen, avlanan, hatta topluca katledilen milyonlarca hayvanla ilgili ağzını açmayan bir zihniyetin bu denli bilinçsiz görüşlerle ortada olması garip&#8230; Bunlar Hülya Avşar&#8217;ın tamamıyla kendi fikirleri de değil. İslamın karşısında durmak isteyen çevreler bunları propaganda unsuru olarak kullanıyor. Asıl katliama uğrayan hayvanlarla ilgili hiçbir endişe tereddüt yok. Allah Rızası için yapılan ve fakir fukaraya et dağıtılan, onların belki aylarca çoluk çocuklarının karnını doyuran bir ibadetten, bir toplumsal kaynaşma aracından söz ediyoruz&#8230; Bunu eleştirme cüretini gösteren bir insan nasiplenmemiş, Allahın muradını, islamın özünü anlayamamış demektir. Bizi hayran olan anlar, hayvan olan değil&#8221; şeklinde konuştu.SENİN KİM OLDUĞUNU GOOGLE BİLE BİLİYOR!Dini konularda fetva vermeye çalışan bu cüretkar şarkıcı ile ilgili dünyanın en çok kullandığı arama motorları yahoo ve google&#8217;da bir arama yapan haber ekibimiz bir tane bile şehvet kokmayan sonuç elde edilemediğini gördü. Yüzlerce sayfa erotik filmleri ile ilgili sonuç çıkan Hülya Avşar&#8217;ın nasıl bir kadın olduğu bununla bile gözler önüne seriliyor. haber5.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[...Ya Allah!..]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6636</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 22:30:47 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6636</guid>
			<description><![CDATA[                                                                                                                                                         De ki; "İster &#8216;Allah&#8217; diye duâ edin,  ister 'Rahman&#8217; diye. Hangisi ile duâ etseniz, Nihayet en güzel isimler  O&#8217;nundur..." ( İsra / 110 )                                             ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[                                                                                                                                                         De ki; "İster &#8216;Allah&#8217; diye duâ edin,  ister 'Rahman&#8217; diye. Hangisi ile duâ etseniz, Nihayet en güzel isimler  O&#8217;nundur..." ( İsra / 110 )                                             ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[...tercih senin...]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6635</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 22:24:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6635</guid>
			<description><![CDATA[ Aşka gönül ile düşersen; yanarsın.Zeka ile düşersen; kavrulursun.Akıl ile düşersen; çıldırırsın.Duygu ile düşersen; gülünç olursun.Aşka düşmezsen; kalabalığa karışırsın, ezilirsin.Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç...Özdemir Asaf]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ Aşka gönül ile düşersen; yanarsın.Zeka ile düşersen; kavrulursun.Akıl ile düşersen; çıldırırsın.Duygu ile düşersen; gülünç olursun.Aşka düşmezsen; kalabalığa karışırsın, ezilirsin.Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç...Özdemir Asaf]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hadislerle dua]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6634</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 22:19:31 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6634</guid>
			<description><![CDATA[1797 - Hz. Berâ (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yatağına girdiğin zaman şu duayı oku: "Allahım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin ikabına karşı, senden başka ne melce var, ne de kurtarıcı. İndirdiğin Kitab'a, gönderdiğin Peygamber (aleyhissalâtu uesselâm)'e imàn ettim""Eğer bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun. Şayet sabaha erersen hayır bulursun."Buhâre, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Müslim, Zikr 56, (2710); Tirmizi, Daavat 76, (3391); Ebu Dâvud, Edeb 107, (5046, 5047, 5048). ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1797 - Hz. Berâ (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Yatağına girdiğin zaman şu duayı oku: "Allahım nefsimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, işlerimi sana emanet ettim sırtımı sana dayadım. Senin rahmetinden ümitvarım, gazabından da korkuyorum. Senin ikabına karşı, senden başka ne melce var, ne de kurtarıcı. İndirdiğin Kitab'a, gönderdiğin Peygamber (aleyhissalâtu uesselâm)'e imàn ettim""Eğer bunu okuduğun gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun. Şayet sabaha erersen hayır bulursun."Buhâre, Daavât 7, 9; Tevhid 34; Müslim, Zikr 56, (2710); Tirmizi, Daavat 76, (3391); Ebu Dâvud, Edeb 107, (5046, 5047, 5048). ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Prof. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.A (İSLÂMÎ GİYİM )]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6633</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 22:09:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6633</guid>
			<description><![CDATA[İSLÂMÎ GİYİMProf. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.Aİslâm ne mükemmel, ne güzel din! İslâm'ın emrettiği ibadetler ne kadar hikmetli, ne kadar kıymetli! Bizi müslüman olma şerefine erdiren Allah'a sonsuz şükürler, hamd-ü senalar olsun!Şu hacc ibadetine bakın! Dünyanın her yerindeki sıhhatli, varlıklı müslümanlar senede bir Mekk'de, Arafat'ta toplanıyor, hem muazzam miktarda sevap kazanıyor, hem de sayısız maddî ve manevî fayda ve menfaatlere mazhar oluyor. Bu fırsattı iyi değerlendirebilseler, tanışsalar, birleşseler onları kim alt edebilir, bileklerini kim bükebilir! Birbirlerinden, "daha iyi", "daha mütekâmil", "daha faydalı" şeyleri görüp, öğrenip, alsalar ne kadar çabuk terakkî eder, yükselir ve gelişirler!Benim bu sefer hacda kadın ve erkek kılık ve kıyafetleri dikkatimi çekti, onlar üzerinde müşahade ve düşüncelerimi söylemek istiyorum:Burası âdeta bir serbest kıyafet panayır ve sergisi: Renk renk, biçim biçim çok değişik giysiler!Önce kadın kıyafetlerinden bahsedeyim:Kur'an-ı Kerim'de: "Kendi zevcelerine, kızlarına ve müslümanların kadınlarına söyle ey Habîbim! Üzerlerine "cilbâb" larını, örtülerini alsınlar!" (Azhab 59) ve ""...Ziynetlerini yakalarının üzerine kadar örtsünler" (Nur 31) diye emr edilmiş olduğu için, müslüman kadınların iyice örtünmeleri şart; küpe, gerdanlık, bilezik, halhal gibi tabiî güzelliklerini na-mahremlerin nazarlarından korumaları lâzım!Bu emirlerin çeşitli şekillerde anlaşılıp uygulanmasını hacc esnasında müşahhas olarak görebiliyorsunuz.İnsanlar tâ baştan topuğa kadar inen yekpare bol bir örtü bürünüyorlar, kolu, yeni, yakası yok; çene altlarından bir elleri ile tutyor, ya da ellerini kullanacaklarsa ağızlarıyla kumaşı ısırıp öyle duruyorlar. O bakımdan kullanışlı değil! Fakat "çâdır" adını verdikleri bu örtünün altında da boyunları saçları sıkı sıkı kapalı, ayakları koyu renk çorapları uzun donlu, tesettürleri i'tinalı!Siyah örtülü, peçeli, hattâ peçe altında maske gibi göz oyuğu ve burunu olan sert bir şey bulunduran, Suut, Yemen, Umman, Hadramutev'in Arap hanımları da çok iyi kapalı!Beyaz, işlemeli, omuzlarından bellerine kadar sarkan, sıkma başlı örtüleri, beyaz eldiven ve çoraplarıyla Malezya'lı hanımlar da güzel örtünüyorlar, sessiz, sâkin ve kibar tavırlarıyla dikkat çekiyorlar.Pakistan ve Hindistan hanımları başlarına şeffaf bir örtü doluyor, ayaklarına darn şalvar gibi bir don giyiyor; entarileri vücut hatlarını örtmediği, çok kere şeffaf kumaştan olup altını gösterdiği, saçlarını göstermeme konusunda hiç dikkatli olmadıkları için pek puan alamıyorlar.Mısırlı hanımlar genellikle beyaz giyiniyor, başları hazır başlık şeklindeki başörtülenle iyi örtülü; ama giyimleri vücut hatlarını tam saklamadığı için pek hoş değil, bazan yabancı erkeklerle tokalaştıkları, hattâ yanak yanağa sarıldıkları hayretle görülebiliyor; demek ki bu konularda bir hayli dejenerasyona uğramışlar.Bizim Türk hacı hanımları tabi saçlarını iyi örtüyorlar, ama genellikle entarileri dar, üzerlerinde manto veya üst örtüleri yok, göğüs ve kalçalarını iyi koruyamıyor belli ediyorlar; hele bellerine kemer veya kordon bağlama âdetleri gerçek tesettüre çok aykırı durumlar meydana getiriyor. Ama modern, İslâma uygun bol kıyafetleri, omuzdan dökümlü geniş manto veya hanmanileri, şalvar veya uzun baş örtüleri olanları çok güzel ve rahat!Afrika hacıları tabii çok çeşitli giyinmişler; bol kıyafetleri rahat, fakat bazılarının yanları çok geniş şekilde açık, saç, baş ve boyunları, göğüs, kol, ve koltuk altlarını iyi koruyamıyorlar.Erkeklere gelince:Buraya gelip etraftan görerek bazıları uzun entari giyiyor, kumaş ince geldiğinden alt ve iç çamaşırları dıştan belli oluyor ki hiç iyi bir durum değil! Bir de beyaz başörtü örtünce arkadan bakıldığında kadın mı, erkek mi fark edemiyeceğimiz bize göre acaip bir görünüm hasıl oluyor.Pekçok Pakistanlı, Afganlı kardeşler geniş şalvar üzerine dize kadar uzanan bol entari giydikleri için çok rahat, harekete çok elverişli bir giyime sahipler.Kadınların'ın aksine İranlı erkek hacılar ve bizim Türkler, ayrıca bütünüyle Malezya, Endonezya, Afrika hacıları, dar, kumaş pantolonları ile çok rahatsız bir giyim kullanıyorlar üstlerindeki ceket ve pantolonla sıcakta terden sırılsıklam ıslanıp çok sıkıntı çekiyorlar. Bu dar pantolon tesettüre de aykırı olduğu; altındaki uzuvları, bacak ve butları çok belli ettiği için mutlaka terk edilmeli, müslüman erkekler her yerde daima bol pantolon ve uzun üstlük kullanmalı!Biz Kadın ve Aile Dergimiz ile yıllar boyu kadın, erkek ve çocuk kıyafetleri konusunda birçok yayınlar yaptık; modeller verdik. Elhamdülillah İslâmî bir kıyafet şuuru Türkiye'miz hanımları ve beyleri arasında yavaş yavaş yayılıp yerleşiyor.Bu yayılmayı hızlandırmaya daha çok çalışmalıyız. Kıyafetlerimiz hem çok rahat; namaza, hacca, yürümeye, çevik hareket etmeye, sıhhate elverişli olmalı; hem sıcaktan, soğuktan iyi korumalı; hem altını belli etmemeli ve göstermemeli; hem takvâya, saygıya, heybete, vakâra, zevke, sevimliliğe, güzelliğe uygun gelmeli; hem de terziye, modacıya, berbere, zinetçiye çok para kazandıracak şekilde müsrifane olmamalı, ucuz ve ehven düşmeli...Müslümanlar her işini, dinine, inancına uygun istikamette düşünür, halleder; kimseyi körü körüne, şuursuzca taklid etmez; boş ve bâtıl, kusurlu ve yanlış alışkanlık, töre ve âdetlere takılıp kalmaz, daima: "İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî" ana prensibine uygun hareket eder. Tabii giyim, kuşam, örtü ve elbise konusunda da!...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İSLÂMÎ GİYİMProf. Dr. M. Es'ad Coşan Rh.Aİslâm ne mükemmel, ne güzel din! İslâm'ın emrettiği ibadetler ne kadar hikmetli, ne kadar kıymetli! Bizi müslüman olma şerefine erdiren Allah'a sonsuz şükürler, hamd-ü senalar olsun!Şu hacc ibadetine bakın! Dünyanın her yerindeki sıhhatli, varlıklı müslümanlar senede bir Mekk'de, Arafat'ta toplanıyor, hem muazzam miktarda sevap kazanıyor, hem de sayısız maddî ve manevî fayda ve menfaatlere mazhar oluyor. Bu fırsattı iyi değerlendirebilseler, tanışsalar, birleşseler onları kim alt edebilir, bileklerini kim bükebilir! Birbirlerinden, "daha iyi", "daha mütekâmil", "daha faydalı" şeyleri görüp, öğrenip, alsalar ne kadar çabuk terakkî eder, yükselir ve gelişirler!Benim bu sefer hacda kadın ve erkek kılık ve kıyafetleri dikkatimi çekti, onlar üzerinde müşahade ve düşüncelerimi söylemek istiyorum:Burası âdeta bir serbest kıyafet panayır ve sergisi: Renk renk, biçim biçim çok değişik giysiler!Önce kadın kıyafetlerinden bahsedeyim:Kur'an-ı Kerim'de: "Kendi zevcelerine, kızlarına ve müslümanların kadınlarına söyle ey Habîbim! Üzerlerine "cilbâb" larını, örtülerini alsınlar!" (Azhab 59) ve ""...Ziynetlerini yakalarının üzerine kadar örtsünler" (Nur 31) diye emr edilmiş olduğu için, müslüman kadınların iyice örtünmeleri şart; küpe, gerdanlık, bilezik, halhal gibi tabiî güzelliklerini na-mahremlerin nazarlarından korumaları lâzım!Bu emirlerin çeşitli şekillerde anlaşılıp uygulanmasını hacc esnasında müşahhas olarak görebiliyorsunuz.İnsanlar tâ baştan topuğa kadar inen yekpare bol bir örtü bürünüyorlar, kolu, yeni, yakası yok; çene altlarından bir elleri ile tutyor, ya da ellerini kullanacaklarsa ağızlarıyla kumaşı ısırıp öyle duruyorlar. O bakımdan kullanışlı değil! Fakat "çâdır" adını verdikleri bu örtünün altında da boyunları saçları sıkı sıkı kapalı, ayakları koyu renk çorapları uzun donlu, tesettürleri i'tinalı!Siyah örtülü, peçeli, hattâ peçe altında maske gibi göz oyuğu ve burunu olan sert bir şey bulunduran, Suut, Yemen, Umman, Hadramutev'in Arap hanımları da çok iyi kapalı!Beyaz, işlemeli, omuzlarından bellerine kadar sarkan, sıkma başlı örtüleri, beyaz eldiven ve çoraplarıyla Malezya'lı hanımlar da güzel örtünüyorlar, sessiz, sâkin ve kibar tavırlarıyla dikkat çekiyorlar.Pakistan ve Hindistan hanımları başlarına şeffaf bir örtü doluyor, ayaklarına darn şalvar gibi bir don giyiyor; entarileri vücut hatlarını örtmediği, çok kere şeffaf kumaştan olup altını gösterdiği, saçlarını göstermeme konusunda hiç dikkatli olmadıkları için pek puan alamıyorlar.Mısırlı hanımlar genellikle beyaz giyiniyor, başları hazır başlık şeklindeki başörtülenle iyi örtülü; ama giyimleri vücut hatlarını tam saklamadığı için pek hoş değil, bazan yabancı erkeklerle tokalaştıkları, hattâ yanak yanağa sarıldıkları hayretle görülebiliyor; demek ki bu konularda bir hayli dejenerasyona uğramışlar.Bizim Türk hacı hanımları tabi saçlarını iyi örtüyorlar, ama genellikle entarileri dar, üzerlerinde manto veya üst örtüleri yok, göğüs ve kalçalarını iyi koruyamıyor belli ediyorlar; hele bellerine kemer veya kordon bağlama âdetleri gerçek tesettüre çok aykırı durumlar meydana getiriyor. Ama modern, İslâma uygun bol kıyafetleri, omuzdan dökümlü geniş manto veya hanmanileri, şalvar veya uzun baş örtüleri olanları çok güzel ve rahat!Afrika hacıları tabii çok çeşitli giyinmişler; bol kıyafetleri rahat, fakat bazılarının yanları çok geniş şekilde açık, saç, baş ve boyunları, göğüs, kol, ve koltuk altlarını iyi koruyamıyorlar.Erkeklere gelince:Buraya gelip etraftan görerek bazıları uzun entari giyiyor, kumaş ince geldiğinden alt ve iç çamaşırları dıştan belli oluyor ki hiç iyi bir durum değil! Bir de beyaz başörtü örtünce arkadan bakıldığında kadın mı, erkek mi fark edemiyeceğimiz bize göre acaip bir görünüm hasıl oluyor.Pekçok Pakistanlı, Afganlı kardeşler geniş şalvar üzerine dize kadar uzanan bol entari giydikleri için çok rahat, harekete çok elverişli bir giyime sahipler.Kadınların'ın aksine İranlı erkek hacılar ve bizim Türkler, ayrıca bütünüyle Malezya, Endonezya, Afrika hacıları, dar, kumaş pantolonları ile çok rahatsız bir giyim kullanıyorlar üstlerindeki ceket ve pantolonla sıcakta terden sırılsıklam ıslanıp çok sıkıntı çekiyorlar. Bu dar pantolon tesettüre de aykırı olduğu; altındaki uzuvları, bacak ve butları çok belli ettiği için mutlaka terk edilmeli, müslüman erkekler her yerde daima bol pantolon ve uzun üstlük kullanmalı!Biz Kadın ve Aile Dergimiz ile yıllar boyu kadın, erkek ve çocuk kıyafetleri konusunda birçok yayınlar yaptık; modeller verdik. Elhamdülillah İslâmî bir kıyafet şuuru Türkiye'miz hanımları ve beyleri arasında yavaş yavaş yayılıp yerleşiyor.Bu yayılmayı hızlandırmaya daha çok çalışmalıyız. Kıyafetlerimiz hem çok rahat; namaza, hacca, yürümeye, çevik hareket etmeye, sıhhate elverişli olmalı; hem sıcaktan, soğuktan iyi korumalı; hem altını belli etmemeli ve göstermemeli; hem takvâya, saygıya, heybete, vakâra, zevke, sevimliliğe, güzelliğe uygun gelmeli; hem de terziye, modacıya, berbere, zinetçiye çok para kazandıracak şekilde müsrifane olmamalı, ucuz ve ehven düşmeli...Müslümanlar her işini, dinine, inancına uygun istikamette düşünür, halleder; kimseyi körü körüne, şuursuzca taklid etmez; boş ve bâtıl, kusurlu ve yanlış alışkanlık, töre ve âdetlere takılıp kalmaz, daima: "İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî" ana prensibine uygun hareket eder. Tabii giyim, kuşam, örtü ve elbise konusunda da!...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elimi kalbime koydum, dinledim, duâdaydı..]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6632</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 21:53:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6632</guid>
			<description><![CDATA[Sevgili Muhâfızım!Beni, ilgilendirmeyen işe karışmaktan&#8230; Değiştirmeye güç yetiremeyeceğim meseleye kafa yormaktan&#8230; Kendi kapım pisken, başkalarının kapısının pisliğine takılmaktan&#8230; Bünyesi nice mikropla hasta ve dertliyken, doktorluk iddiâsında bulunmaktan&#8230; &#8220;Sadece işittiği&#8221; hususlar için &#8220;biliyorum&#8221; demekten&#8230; Sağdan soldan duydukları ile fetvâ vermekten&#8230; İlmi ve hilmi israf etmekten&#8230; Boyumu aşan mevzûlarda, gevezelik yapmaktan beni koru&#8230; Edebe yol olmayan yaşmaktan&#8230; Nefsim dururken, başka bir düşmanla savaşmaktan&#8230; Ve şerlilerin şer tuzağına düşmekten Sana sığınırım&#8230; Dışı içine kaçmaktan, içi dışına çıkmaktan, haktan sapıp hataya koşmaktan koru beni&#8230;.Sevgili Yaratıcım!Beni, var ettiğin o ezel yurduna, tertemiz geri döndür&#8230; Bu dünyaya gelişim pek mâceralı, büyümem pek meşakkatli olmuş&#8230; Anamı ve babamı cennet bahçende gezdir&#8230; Gidişimi kolay eyle&#8230; Akıl yaşta değil, başta diyorlar, başıma akıl nasip eyle&#8230; Hakikatte aklın ne yaşta, ne de başta olmadığını&#8230; Fakat aklın ille de yanışta olduğunu fark ettir. &#8220;Aklını yaşında sanan büyüyememiş ihtiyar&#8221; olmaktan Sana sığınırım. &#8220;Aklı, baş olmakta sanan büyükbaş&#8221; olmaktan da koru beni... Hakkımda her ne murâd etmişsen, beni ondan râzı kıl da, şikâyet edip duran bedbahtlardan olmayayım&#8230;Sevgili Dostum!Sevdiklerim uyuduğu, en çok sevdiğim de rüyalara daldığı ve beni sevdiğini söyleyenler yorulup, kendilerine bile hayırları kalmadığı zaman, beni yine de gözleyen, koruyan ve kollayan Sen&#8217;sin!.. O herkesin bırakıp gittiği ve sadece Sen&#8217;inle baş başa kaldığım zamanlarda, &#8220;Sen&#8217;inle olmak&#8221; duygusunu bana öyle derinden hissettir ki&#8230; Ömr-ü billah, yalnızlık nedir, unutayım&#8230; Dostlarına dost olmayı, dostlarının hizmetinde bulunmayı ve dostlara yaraşır bir sevgiyle sevmeyi nasip et&#8230;Sevgili Lûtfedicim!Özellikle ağzımın içinde, inci taneleri gibi pırıl pırıl durmakta olan, hani şu yeri; üstte, önde ve ortada olan iki dişim için, Sana şükredemezken, beni &#8220;Sana hakkıyla şükrettiğini zannetme&#8221; gafletinden uzak tut. O iki diş olmasaydı, ne insanların alaycı bakışlarından kurtulabilir, ne doğru düzgün yemek yiyebilir, ne de böyle düzgün konuşabilirdim. Ama ne olur, iki inci tanesi dişin kulu etme de beni, onlar sebebiyle kibir çamuruna batıp, deryadan ayrı kalmayayım&#8230; Karşıma, beni onlar olmadan da sevebilecek, takıntısız, yüce ruhlu insanlar çıkar&#8230; Kabuğa değil, öze âşık güzel kullarının arkadaşlığıyla, lutuflarına lutuf ekle&#8230; İkram ettiğin iki dişimle ilgili istediklerimi, yardımınla üstesinden geleceğim, herhangi iki işim için de istiyorum, lutfet&#8230;Sevgili Sınayıcım!Karşıma çıkardığın imtihanlar hakkında, hüsn-i zan beslemeyi ve onların her birini, sadece benim hayrıma yarattığını düşünmeyi&#8230; Çirkin bakarak güzellikleri karalayanlardan değil, güzel bakarak pislikleri paklayanlardan olabilmeyi bana nasip et&#8230; Yoklukla, çoklukla, açlıkla ya da toklukla sınadığında, kanaat lutfet&#8230; Yusuf olmaya güç yetiremem belki ama&#8230; Ben farkında olmadan, ruhumda bir Yusufluk büyütmüşsen, Züleyhâ&#8217;lar karşısında serinlik, iffet ve asâlet nasip et&#8230; Kim bilir, belki Yusuf değil de, Züleyhâ olarak sınanmaktır nasibim&#8230; Eğer öyleyse, lütfen, karşıma Yusuf gibi bir Yusuf çıkar&#8230; Her ikimizi o sınamadan, alnı ak çıkar&#8230; Ve alnıma, o Yusuf ile, râzı olduğun şekilde visâli yazıver&#8230; Dedikodusunu yapanlardan olmaktansa, Züleyha olmak yeğdir&#8230; Lâkin o vakit, bana öyle bir el ver ki, gömleğe uzanmasın! Öyle bir göz ver ki, fesat bakmasın! Öyle bir dil ver ki, zora sokmasın! Öyle bir kalp ver ki, fitne dolmasın! Öyle bir ayak ver ki, icabında kendine ayak diresin! Öyle bir irade ver ki, Sen&#8217;in hükmünde erisin! Öyle bir sabır ver ki, sabrından bir zerre olsun! Öyle bir güç ver ki, içi kaynar, içi yanık, içi bitik ise de&#8230; Dışı pek serin, pek sakin ve ille kavî olsun!Sevgili Vefâkârım!Sen, ne uğruna çekilen zerrece sıkıntıyı, ne de uğruna yapılmış zerre miktarı fedâkârlığı unutursun&#8230; Senin bu ahlâkından nasip almayı bana da bahşet&#8230; Nankör ve hayırsızlardan değil, vefâlı ve şükrân dolu olanlardan et beni&#8230; Verdiklerin içinde &#8220;kötü&#8221; olmadığını fark ettir... Şer içinde gizlediğin güzellikleri görebilecek göz lutfet... Hayırlar içinde sakladığın şerleri sezebilecek kabiliyet lutfet... Kalemde gizlediğin âlemi... Âlemde gizlediğin kendini... Kendinde gizlediğin huzuru lutfet... O huzur için şükreden, şükrünün her dâim kıt olacağını ve hiç bir zaman Sana lâyık olan şükrü edâ edemeyeceğini fark eden... Akıl sahibi bir akla kavuşmuş, ahmaklıktan kurtulmuş; fakat yine de, akıllılar (!) içinde aptal, aptallar içinde zekî... Uyanıklar (!) arasında enâyi, enâyiler arasında alabildiğine ferâsetli olmayı lutfet...Sevgili Mahmûdum!Verdiğin nimetleri sahiplenmekten, emânetçi olduğumu unutmaktan, haddimi bilmemekten koru beni... Haddi aşanlardan olacaksam, aşk ile kendimden geçtiğim ve aklım çatladığı için olsun... Haddimi bileceksem.... Bu had bilmenin içi, riyâ ile kirlenmesin... &#8220;Bilmesi câhillik&#8221; olmaktan... İlmiyle cehâlet batağına saplanmışlar arasında bulunmaktan... İlmi sebebiyle hakka itiraza düşmekten... İlmi, put edinmekten koru&#8230; Cehli içinde ilm-i hakikî gizlenen... İcâbında hakikati çekinmeden dile getirebilen... Sen&#8217;den uzak kalmaktan başka korku taşımayan... Gerektiğinde gözünü dahî kırpmadan, rızân yolunda canını ortaya koyanlardan eyle beni&#8230;Sevgili Kudretlim!Sadece &#8220;Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır&#8230;&#8221; diyerek gürleyenlerden değil, lâkin, çektiği bir &#8220;of!&#8221; ile, kendi içinde, güneşi görmeye maâni dağ ve tepe nâmına her ne varsa yıkılan, samimi ve ihlaslı kullarından olmayı nasip et&#8230; &#8220;Of!&#8221; nidasının içinde, tevbe, inilti, naz, duâ, yakarış ve selâm saklanan içlilerden et beni&#8230; Ayın ve güneşin ışığını yansıttığı nûra hayran, o nûra ermek adına, nâra da giryân, her derde de, her çileye de mest kullarından&#8230; Cefâ içre bin bir derman gösterdiğin nasiplilerden et beni&#8230;Sevgili İkram Edicim!Sonu yok ki, iyiliğime iyilik kat&#8230; Gözlerimi aç da, iyiliği kendi engin deryası içinde görür olayım. Hâdiseleri daracık, küçücük aklımla değil, akıl ötesi hikmetleriyle değerlendirme gücü ver&#8230; Sadrımı genişlet&#8230; İyiliği, sadece dil ile tavsiye edenlerden değil, fedâkârlık ederek ve çilelere katlanarak, iyiliğe bizzat vesîle olanlardan et beni&#8230; Taif&#8217;lerde taşlansa da, nefsi için zerrece öfke duymayacak yürek lutfet! Genişlemişlere, darları sarma ve kollama aşkı ver&#8230; Dar kalmışlara, o genişlerin eteğine sığınma ve onlara teslim olma nimetini bağışla&#8230; Baş gözümü de kalp gözümü de körlükten muhafaza buyur&#8230; Sonra da o göz açıklığının, her dâim şükrünü nasip et&#8230; Arayıp da bulamayan... Bulduğundan gâfil, aranıp duran... Arayışlarını beyhûde zannedip ümitsizliğe kapılanlardan etme beni&#8230; Kalabalıklar içinde bir tenhâ lutfet de, o tenhâda gizli gizli, Sen&#8217;inle buluşayım&#8230; Biricik sevgili olan &#8220;kendinle&#8221; oyala ve sevindir beni&#8230;Sevgili Esrârengizim!Herkes ağlarken bazen, pek abukça gülebilmeyi, herkes gülerken bazen, pek abukça ağlayabilmeyi... Herkes duyarken sağır, herkes görürken görmez olmayı nasip et&#8230; Başkalarının hatalarını ve zaaflarını seçip çıkarmaya ayarlı bir bakıştan Sana sığınırım. Bana, kendi hatalarını görmekten, başkalarınınkini görmeye hâli kalmayacak göz lutfet&#8230; Beni, sırdaş olabilen, sırdaş kalabilen, güvenilen ve peygamberinin «emîn»lik sıfatıyla boyanmış olan biri et. Bana nasip ettiklerini hor, hakir ve çirkin görmekten gözlerimi kurtar&#8230; Nefis perdesi yüzünden baktıklarını göremeyen, görüşü yanıltıcı ve aldatıcı olan, isabetsiz, sığ ve bön bakan biri olmaktan koru beni&#8230; Gözlerimden perdeleri dilediğince kaldır... Esirgeme ne olur, beni huzuruna aldır&#8230; Öyle bir aldır ki, her an huzurunda huzur, her dem huzurunda sürûr duyayım&#8230; Her ne çıksa karşıma Sen&#8217;den bilip, hürmet ile baş üstüne koyayım&#8230;Sevgili Setredicim!Sen, öylesine şefkatli bir dostsun ki, kusurlarımı örtersin. Eğer böylesine setretmeseydin, hiç bakılacak hâlim kalır mıydı? Bana, o setredişinden nasip ikram et de, ben de insanların hatalarını örtebileyim. Birilerinin yanlışını dilime dolamaktan, birilerinin eksiğiyle mutluluk duymaktan, bencil ve kaba olup, nezâketten mahrum kalmaktan, Sana sığınırım&#8230; Hem, sadece beni başkalarına karşı örtmekle kalmaz, kendinle arama da perde çekersin&#8230; Bunu yapmakla, yine sadece beni korumayı murad ettiğini biliyorum&#8230; Lâkin&#8230; Perdeleri kalın etme de, hiç değilse, ardında gizlenen cemâlini seyretmeye yol bulayım&#8230;Sevgili Rezzâkım!Şu içtiğim çay tadında bir ömürle bereketlendir beni&#8230; Açken de, tokken de gülümseyebilmekle rızıklandır. Sıcak ekmeğe dokunduğumda duyduğum hazzın aynısını, bayat ekmeğe dokunduğumda da duymayı nasip eyle&#8230; Soframdaki lokmadan şikâyet etmekten koru da, o lokmayı kimlerle bölüşebileceğimin düşüncesine sal beni&#8230; Sadece kendi karnı doyduğunda rahatlayanlardan olmaktan, yalnızca kendi keyfini düşünenler arasına girmekten koru&#8230; Midesi biraz dolunca, doygunluk hissetmekten Sana sığınırım&#8230; Sen beni, gönül tokluğuyla nasiplendir&#8230; Başkasının hakkına göz dikmekten, hakkı olmayanın peşine düşmekten muhafaza eyle&#8230; Hani hiç olmadı ya, gün gelir de, karnım sırtıma yapışacak kadar aç kalacak olursam, o gün, bir sünneti yaşıyor olmanın mutluluğuyla güldür yüzümü&#8230;Sevgili Biriciğim!&#8220;De ki, Allah birdir!&#8221; âyetini, hayatımın her ânında dolu dolu hissettir bana&#8230; Samed oluşun karşısında, Sana alabildiğine muhtaç oluşumu hissettir&#8230; Kapında bir fakir ve bir dilenci olmaktan ayırma beni&#8230; Vesîleye takılıp kalarak Sen&#8217;i unutmaktan, vesîleye ü ihmal sûretiyle, Sana şükürde kusur etmekten koru&#8230; Kul hakkıyla ve nicelerinde hakkım olduğu iddiasıyla huzuruna gelmek ihtimalinden azâd et beni&#8230;Sevgili Âdilim!Ben nefsime çok zulmettim&#8230; Bunu, Sen&#8217;in emirlerini yaşamak hususunda lâkayt kalmakla yaptım&#8230; Doğrusu, hâlâ &#8220;nefsim nefsim!&#8221; demekle bile, kendime zulmetmekteyim&#8230; Zira, fasulye gibi nimetten sayıp zikretmekle, nefsimin kendini bir adam sanmasına sebep oluyorum&#8230; Hakkımda adaletinle değil, rahmetinle hüküm ver&#8230; Yüceler yücesi af ve merhametine öylesine muhtacım, üstelik bunu Sen&#8217;den isterken, öyle de yüzsüzüm ki&#8230; Bana kızgınlık ve kırgınlıkla âh ettirme&#8230; Kimsenin bu şekilde âhına da beni sebep etme&#8230; Fakat keşke, ne şeref ki, aşk ile âh edeyim&#8230; Ve aşk ile «âh»a vesile edileyim....Sevgili Merhametlim!Bana bir &#8220;ben&#8221; lutfet ki, kendine hayrı olsun&#8230; Ve o &#8220;ben&#8221;e lutfet de ömrünce hayra koşsun&#8230; Yok, zerrece şüphem yok, Sen bana sevdalısın! Bunca kusuruma karşın, böylesine yüce, böylesine akıl almaz bir cömertlik ve şefkat sergileyişini, başka neyle açıklayabilirim? Kaldı ki, Sen&#8217;in tutumunu açıklamaya sanki gücüm mü var!? Nicedir vefâya dönüşemeyen tavrım için&#8230; Nicedir sevdâna karşılık vermeye güç yetirememiş gönlüm için&#8230; Ve nicedir, öyle veya böyle, biricik oluşundan gaflete düşmüş bakışım için, beni affet&#8230; İşlediği sevapları kendinden, günahları ise uydurduğu nice kılıftanmış farz edip, varlık iddia etmekten geçemeyen nefsim için beni affet&#8230;Şimdi desen ki:A benim sevgili &#8220;Bilir Bilmez&#8221;im! Yine ne çok konuştun&#8230; Ne çok laf sıraladın&#8230; İsteklerinin kimi mâkul, kimi ise pek yersiz ve gereksiz&#8230; Bilmez misin ki, senin için en güzelini, zaten her an önüne çıkarmadayım&#8230; Bilmez misin ki, sen istemeden de sana nimet yağdırmadayım&#8230;O zaman derim ki:A benim naz çekenim! Sen değil misin bana &#8220;Duâ et, duân da olmasa neye yararsın?!&#8221; diyen&#8230; Hani, &#8220;kul&#8221; olmuş değilim, ama hoş görüver işte, bilir bilmez ettim bir duâ, sen tashih ve tanzim ediver&#8230; İsteyeceğim diye, açgözlülük ve abes sözler etmişsem, affediver&#8230; O ki söylettin, o ki istettin, o ki yordun dilimi, yazdırdın kalemimi&#8230; Sanki hazinenden bir şey mi eksilir be canım, dilediğin kadarını lutfediver&#8230;Ve Sen kızar da dersen ki:A benim utanmazım! Bacak kadar boyunla, şu ele avuca gelmez huyunla, iki elini beline koyup da, ukalalık ediyorsun! Neyine güvenip, böyle şımarıyorsun! Ne bu samimiyet?! Hem sadece kendin için duâ ettin, hani başkaları için istemeler?! O da yetmezmiş gibi, ne o öyle iki duâ edip de &#8220;Aman yoruldum zaten&#8221; demeye getirmeler?!Ben de derim ki:A benim sevmelere eremediğim! Sen&#8217;in eşsiz hazinelerin karşısında, ben bir lokmacık çıkınımdakine &#8220;varlık&#8221; der, güvenirsem, ayıp olmaz mı? Hem Sana da yapamayacaksam buncacık nazı, başka kime yaparım? Kendim için isteyişimi hoş gör, bilirsin ya bu &#8220;ben&#8221;lerin şânıdır&#8230; Fakat Sen, Senin şânına yaraşırcasına, &#8220;ben&#8221;i &#8220;biz&#8221; et&#8230; Tanıdık-tanımadık her bir &#8220;ben&#8221;i, bu duâdan nasipdâr et&#8230; Üstelik, niye yorulmayacakmışım sevdiceğim&#8230; Bak, ki zaten bir nazarlık canım var&#8230; Dağılırım, yorulurum, nahifim&#8230; Şimdi&#8230;İsteyenin bir yüzü kara, lâkin&#8230; Yüzü-özü aklar hürmetine, de hadi, Sen kabul buyur şu duâyı, ben de &#8220;Âmin!&#8221; diyeyim&#8230;Âmin&#8230; Âmin&#8230; Âmin&#8230;Bi rahmetike yâ erhamerrâhimîn&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sevgili Muhâfızım!Beni, ilgilendirmeyen işe karışmaktan&#8230; Değiştirmeye güç yetiremeyeceğim meseleye kafa yormaktan&#8230; Kendi kapım pisken, başkalarının kapısının pisliğine takılmaktan&#8230; Bünyesi nice mikropla hasta ve dertliyken, doktorluk iddiâsında bulunmaktan&#8230; &#8220;Sadece işittiği&#8221; hususlar için &#8220;biliyorum&#8221; demekten&#8230; Sağdan soldan duydukları ile fetvâ vermekten&#8230; İlmi ve hilmi israf etmekten&#8230; Boyumu aşan mevzûlarda, gevezelik yapmaktan beni koru&#8230; Edebe yol olmayan yaşmaktan&#8230; Nefsim dururken, başka bir düşmanla savaşmaktan&#8230; Ve şerlilerin şer tuzağına düşmekten Sana sığınırım&#8230; Dışı içine kaçmaktan, içi dışına çıkmaktan, haktan sapıp hataya koşmaktan koru beni&#8230;.Sevgili Yaratıcım!Beni, var ettiğin o ezel yurduna, tertemiz geri döndür&#8230; Bu dünyaya gelişim pek mâceralı, büyümem pek meşakkatli olmuş&#8230; Anamı ve babamı cennet bahçende gezdir&#8230; Gidişimi kolay eyle&#8230; Akıl yaşta değil, başta diyorlar, başıma akıl nasip eyle&#8230; Hakikatte aklın ne yaşta, ne de başta olmadığını&#8230; Fakat aklın ille de yanışta olduğunu fark ettir. &#8220;Aklını yaşında sanan büyüyememiş ihtiyar&#8221; olmaktan Sana sığınırım. &#8220;Aklı, baş olmakta sanan büyükbaş&#8221; olmaktan da koru beni... Hakkımda her ne murâd etmişsen, beni ondan râzı kıl da, şikâyet edip duran bedbahtlardan olmayayım&#8230;Sevgili Dostum!Sevdiklerim uyuduğu, en çok sevdiğim de rüyalara daldığı ve beni sevdiğini söyleyenler yorulup, kendilerine bile hayırları kalmadığı zaman, beni yine de gözleyen, koruyan ve kollayan Sen&#8217;sin!.. O herkesin bırakıp gittiği ve sadece Sen&#8217;inle baş başa kaldığım zamanlarda, &#8220;Sen&#8217;inle olmak&#8221; duygusunu bana öyle derinden hissettir ki&#8230; Ömr-ü billah, yalnızlık nedir, unutayım&#8230; Dostlarına dost olmayı, dostlarının hizmetinde bulunmayı ve dostlara yaraşır bir sevgiyle sevmeyi nasip et&#8230;Sevgili Lûtfedicim!Özellikle ağzımın içinde, inci taneleri gibi pırıl pırıl durmakta olan, hani şu yeri; üstte, önde ve ortada olan iki dişim için, Sana şükredemezken, beni &#8220;Sana hakkıyla şükrettiğini zannetme&#8221; gafletinden uzak tut. O iki diş olmasaydı, ne insanların alaycı bakışlarından kurtulabilir, ne doğru düzgün yemek yiyebilir, ne de böyle düzgün konuşabilirdim. Ama ne olur, iki inci tanesi dişin kulu etme de beni, onlar sebebiyle kibir çamuruna batıp, deryadan ayrı kalmayayım&#8230; Karşıma, beni onlar olmadan da sevebilecek, takıntısız, yüce ruhlu insanlar çıkar&#8230; Kabuğa değil, öze âşık güzel kullarının arkadaşlığıyla, lutuflarına lutuf ekle&#8230; İkram ettiğin iki dişimle ilgili istediklerimi, yardımınla üstesinden geleceğim, herhangi iki işim için de istiyorum, lutfet&#8230;Sevgili Sınayıcım!Karşıma çıkardığın imtihanlar hakkında, hüsn-i zan beslemeyi ve onların her birini, sadece benim hayrıma yarattığını düşünmeyi&#8230; Çirkin bakarak güzellikleri karalayanlardan değil, güzel bakarak pislikleri paklayanlardan olabilmeyi bana nasip et&#8230; Yoklukla, çoklukla, açlıkla ya da toklukla sınadığında, kanaat lutfet&#8230; Yusuf olmaya güç yetiremem belki ama&#8230; Ben farkında olmadan, ruhumda bir Yusufluk büyütmüşsen, Züleyhâ&#8217;lar karşısında serinlik, iffet ve asâlet nasip et&#8230; Kim bilir, belki Yusuf değil de, Züleyhâ olarak sınanmaktır nasibim&#8230; Eğer öyleyse, lütfen, karşıma Yusuf gibi bir Yusuf çıkar&#8230; Her ikimizi o sınamadan, alnı ak çıkar&#8230; Ve alnıma, o Yusuf ile, râzı olduğun şekilde visâli yazıver&#8230; Dedikodusunu yapanlardan olmaktansa, Züleyha olmak yeğdir&#8230; Lâkin o vakit, bana öyle bir el ver ki, gömleğe uzanmasın! Öyle bir göz ver ki, fesat bakmasın! Öyle bir dil ver ki, zora sokmasın! Öyle bir kalp ver ki, fitne dolmasın! Öyle bir ayak ver ki, icabında kendine ayak diresin! Öyle bir irade ver ki, Sen&#8217;in hükmünde erisin! Öyle bir sabır ver ki, sabrından bir zerre olsun! Öyle bir güç ver ki, içi kaynar, içi yanık, içi bitik ise de&#8230; Dışı pek serin, pek sakin ve ille kavî olsun!Sevgili Vefâkârım!Sen, ne uğruna çekilen zerrece sıkıntıyı, ne de uğruna yapılmış zerre miktarı fedâkârlığı unutursun&#8230; Senin bu ahlâkından nasip almayı bana da bahşet&#8230; Nankör ve hayırsızlardan değil, vefâlı ve şükrân dolu olanlardan et beni&#8230; Verdiklerin içinde &#8220;kötü&#8221; olmadığını fark ettir... Şer içinde gizlediğin güzellikleri görebilecek göz lutfet... Hayırlar içinde sakladığın şerleri sezebilecek kabiliyet lutfet... Kalemde gizlediğin âlemi... Âlemde gizlediğin kendini... Kendinde gizlediğin huzuru lutfet... O huzur için şükreden, şükrünün her dâim kıt olacağını ve hiç bir zaman Sana lâyık olan şükrü edâ edemeyeceğini fark eden... Akıl sahibi bir akla kavuşmuş, ahmaklıktan kurtulmuş; fakat yine de, akıllılar (!) içinde aptal, aptallar içinde zekî... Uyanıklar (!) arasında enâyi, enâyiler arasında alabildiğine ferâsetli olmayı lutfet...Sevgili Mahmûdum!Verdiğin nimetleri sahiplenmekten, emânetçi olduğumu unutmaktan, haddimi bilmemekten koru beni... Haddi aşanlardan olacaksam, aşk ile kendimden geçtiğim ve aklım çatladığı için olsun... Haddimi bileceksem.... Bu had bilmenin içi, riyâ ile kirlenmesin... &#8220;Bilmesi câhillik&#8221; olmaktan... İlmiyle cehâlet batağına saplanmışlar arasında bulunmaktan... İlmi sebebiyle hakka itiraza düşmekten... İlmi, put edinmekten koru&#8230; Cehli içinde ilm-i hakikî gizlenen... İcâbında hakikati çekinmeden dile getirebilen... Sen&#8217;den uzak kalmaktan başka korku taşımayan... Gerektiğinde gözünü dahî kırpmadan, rızân yolunda canını ortaya koyanlardan eyle beni&#8230;Sevgili Kudretlim!Sadece &#8220;Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır&#8230;&#8221; diyerek gürleyenlerden değil, lâkin, çektiği bir &#8220;of!&#8221; ile, kendi içinde, güneşi görmeye maâni dağ ve tepe nâmına her ne varsa yıkılan, samimi ve ihlaslı kullarından olmayı nasip et&#8230; &#8220;Of!&#8221; nidasının içinde, tevbe, inilti, naz, duâ, yakarış ve selâm saklanan içlilerden et beni&#8230; Ayın ve güneşin ışığını yansıttığı nûra hayran, o nûra ermek adına, nâra da giryân, her derde de, her çileye de mest kullarından&#8230; Cefâ içre bin bir derman gösterdiğin nasiplilerden et beni&#8230;Sevgili İkram Edicim!Sonu yok ki, iyiliğime iyilik kat&#8230; Gözlerimi aç da, iyiliği kendi engin deryası içinde görür olayım. Hâdiseleri daracık, küçücük aklımla değil, akıl ötesi hikmetleriyle değerlendirme gücü ver&#8230; Sadrımı genişlet&#8230; İyiliği, sadece dil ile tavsiye edenlerden değil, fedâkârlık ederek ve çilelere katlanarak, iyiliğe bizzat vesîle olanlardan et beni&#8230; Taif&#8217;lerde taşlansa da, nefsi için zerrece öfke duymayacak yürek lutfet! Genişlemişlere, darları sarma ve kollama aşkı ver&#8230; Dar kalmışlara, o genişlerin eteğine sığınma ve onlara teslim olma nimetini bağışla&#8230; Baş gözümü de kalp gözümü de körlükten muhafaza buyur&#8230; Sonra da o göz açıklığının, her dâim şükrünü nasip et&#8230; Arayıp da bulamayan... Bulduğundan gâfil, aranıp duran... Arayışlarını beyhûde zannedip ümitsizliğe kapılanlardan etme beni&#8230; Kalabalıklar içinde bir tenhâ lutfet de, o tenhâda gizli gizli, Sen&#8217;inle buluşayım&#8230; Biricik sevgili olan &#8220;kendinle&#8221; oyala ve sevindir beni&#8230;Sevgili Esrârengizim!Herkes ağlarken bazen, pek abukça gülebilmeyi, herkes gülerken bazen, pek abukça ağlayabilmeyi... Herkes duyarken sağır, herkes görürken görmez olmayı nasip et&#8230; Başkalarının hatalarını ve zaaflarını seçip çıkarmaya ayarlı bir bakıştan Sana sığınırım. Bana, kendi hatalarını görmekten, başkalarınınkini görmeye hâli kalmayacak göz lutfet&#8230; Beni, sırdaş olabilen, sırdaş kalabilen, güvenilen ve peygamberinin «emîn»lik sıfatıyla boyanmış olan biri et. Bana nasip ettiklerini hor, hakir ve çirkin görmekten gözlerimi kurtar&#8230; Nefis perdesi yüzünden baktıklarını göremeyen, görüşü yanıltıcı ve aldatıcı olan, isabetsiz, sığ ve bön bakan biri olmaktan koru beni&#8230; Gözlerimden perdeleri dilediğince kaldır... Esirgeme ne olur, beni huzuruna aldır&#8230; Öyle bir aldır ki, her an huzurunda huzur, her dem huzurunda sürûr duyayım&#8230; Her ne çıksa karşıma Sen&#8217;den bilip, hürmet ile baş üstüne koyayım&#8230;Sevgili Setredicim!Sen, öylesine şefkatli bir dostsun ki, kusurlarımı örtersin. Eğer böylesine setretmeseydin, hiç bakılacak hâlim kalır mıydı? Bana, o setredişinden nasip ikram et de, ben de insanların hatalarını örtebileyim. Birilerinin yanlışını dilime dolamaktan, birilerinin eksiğiyle mutluluk duymaktan, bencil ve kaba olup, nezâketten mahrum kalmaktan, Sana sığınırım&#8230; Hem, sadece beni başkalarına karşı örtmekle kalmaz, kendinle arama da perde çekersin&#8230; Bunu yapmakla, yine sadece beni korumayı murad ettiğini biliyorum&#8230; Lâkin&#8230; Perdeleri kalın etme de, hiç değilse, ardında gizlenen cemâlini seyretmeye yol bulayım&#8230;Sevgili Rezzâkım!Şu içtiğim çay tadında bir ömürle bereketlendir beni&#8230; Açken de, tokken de gülümseyebilmekle rızıklandır. Sıcak ekmeğe dokunduğumda duyduğum hazzın aynısını, bayat ekmeğe dokunduğumda da duymayı nasip eyle&#8230; Soframdaki lokmadan şikâyet etmekten koru da, o lokmayı kimlerle bölüşebileceğimin düşüncesine sal beni&#8230; Sadece kendi karnı doyduğunda rahatlayanlardan olmaktan, yalnızca kendi keyfini düşünenler arasına girmekten koru&#8230; Midesi biraz dolunca, doygunluk hissetmekten Sana sığınırım&#8230; Sen beni, gönül tokluğuyla nasiplendir&#8230; Başkasının hakkına göz dikmekten, hakkı olmayanın peşine düşmekten muhafaza eyle&#8230; Hani hiç olmadı ya, gün gelir de, karnım sırtıma yapışacak kadar aç kalacak olursam, o gün, bir sünneti yaşıyor olmanın mutluluğuyla güldür yüzümü&#8230;Sevgili Biriciğim!&#8220;De ki, Allah birdir!&#8221; âyetini, hayatımın her ânında dolu dolu hissettir bana&#8230; Samed oluşun karşısında, Sana alabildiğine muhtaç oluşumu hissettir&#8230; Kapında bir fakir ve bir dilenci olmaktan ayırma beni&#8230; Vesîleye takılıp kalarak Sen&#8217;i unutmaktan, vesîleye ü ihmal sûretiyle, Sana şükürde kusur etmekten koru&#8230; Kul hakkıyla ve nicelerinde hakkım olduğu iddiasıyla huzuruna gelmek ihtimalinden azâd et beni&#8230;Sevgili Âdilim!Ben nefsime çok zulmettim&#8230; Bunu, Sen&#8217;in emirlerini yaşamak hususunda lâkayt kalmakla yaptım&#8230; Doğrusu, hâlâ &#8220;nefsim nefsim!&#8221; demekle bile, kendime zulmetmekteyim&#8230; Zira, fasulye gibi nimetten sayıp zikretmekle, nefsimin kendini bir adam sanmasına sebep oluyorum&#8230; Hakkımda adaletinle değil, rahmetinle hüküm ver&#8230; Yüceler yücesi af ve merhametine öylesine muhtacım, üstelik bunu Sen&#8217;den isterken, öyle de yüzsüzüm ki&#8230; Bana kızgınlık ve kırgınlıkla âh ettirme&#8230; Kimsenin bu şekilde âhına da beni sebep etme&#8230; Fakat keşke, ne şeref ki, aşk ile âh edeyim&#8230; Ve aşk ile «âh»a vesile edileyim....Sevgili Merhametlim!Bana bir &#8220;ben&#8221; lutfet ki, kendine hayrı olsun&#8230; Ve o &#8220;ben&#8221;e lutfet de ömrünce hayra koşsun&#8230; Yok, zerrece şüphem yok, Sen bana sevdalısın! Bunca kusuruma karşın, böylesine yüce, böylesine akıl almaz bir cömertlik ve şefkat sergileyişini, başka neyle açıklayabilirim? Kaldı ki, Sen&#8217;in tutumunu açıklamaya sanki gücüm mü var!? Nicedir vefâya dönüşemeyen tavrım için&#8230; Nicedir sevdâna karşılık vermeye güç yetirememiş gönlüm için&#8230; Ve nicedir, öyle veya böyle, biricik oluşundan gaflete düşmüş bakışım için, beni affet&#8230; İşlediği sevapları kendinden, günahları ise uydurduğu nice kılıftanmış farz edip, varlık iddia etmekten geçemeyen nefsim için beni affet&#8230;Şimdi desen ki:A benim sevgili &#8220;Bilir Bilmez&#8221;im! Yine ne çok konuştun&#8230; Ne çok laf sıraladın&#8230; İsteklerinin kimi mâkul, kimi ise pek yersiz ve gereksiz&#8230; Bilmez misin ki, senin için en güzelini, zaten her an önüne çıkarmadayım&#8230; Bilmez misin ki, sen istemeden de sana nimet yağdırmadayım&#8230;O zaman derim ki:A benim naz çekenim! Sen değil misin bana &#8220;Duâ et, duân da olmasa neye yararsın?!&#8221; diyen&#8230; Hani, &#8220;kul&#8221; olmuş değilim, ama hoş görüver işte, bilir bilmez ettim bir duâ, sen tashih ve tanzim ediver&#8230; İsteyeceğim diye, açgözlülük ve abes sözler etmişsem, affediver&#8230; O ki söylettin, o ki istettin, o ki yordun dilimi, yazdırdın kalemimi&#8230; Sanki hazinenden bir şey mi eksilir be canım, dilediğin kadarını lutfediver&#8230;Ve Sen kızar da dersen ki:A benim utanmazım! Bacak kadar boyunla, şu ele avuca gelmez huyunla, iki elini beline koyup da, ukalalık ediyorsun! Neyine güvenip, böyle şımarıyorsun! Ne bu samimiyet?! Hem sadece kendin için duâ ettin, hani başkaları için istemeler?! O da yetmezmiş gibi, ne o öyle iki duâ edip de &#8220;Aman yoruldum zaten&#8221; demeye getirmeler?!Ben de derim ki:A benim sevmelere eremediğim! Sen&#8217;in eşsiz hazinelerin karşısında, ben bir lokmacık çıkınımdakine &#8220;varlık&#8221; der, güvenirsem, ayıp olmaz mı? Hem Sana da yapamayacaksam buncacık nazı, başka kime yaparım? Kendim için isteyişimi hoş gör, bilirsin ya bu &#8220;ben&#8221;lerin şânıdır&#8230; Fakat Sen, Senin şânına yaraşırcasına, &#8220;ben&#8221;i &#8220;biz&#8221; et&#8230; Tanıdık-tanımadık her bir &#8220;ben&#8221;i, bu duâdan nasipdâr et&#8230; Üstelik, niye yorulmayacakmışım sevdiceğim&#8230; Bak, ki zaten bir nazarlık canım var&#8230; Dağılırım, yorulurum, nahifim&#8230; Şimdi&#8230;İsteyenin bir yüzü kara, lâkin&#8230; Yüzü-özü aklar hürmetine, de hadi, Sen kabul buyur şu duâyı, ben de &#8220;Âmin!&#8221; diyeyim&#8230;Âmin&#8230; Âmin&#8230; Âmin&#8230;Bi rahmetike yâ erhamerrâhimîn&#8230;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elimden Tutar mısın ??]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6631</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 21:28:25 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6631</guid>
			<description><![CDATA[Tarihî şehrin erkekleri, ellerine aldıkları gazete, karton ve seccadelerle aynı yöne akıyordu. Ezan okunmuş ve herkes camideki yerini almıştı. Erken gelenler şanslıydı. Geç kalanlara ise, hafiften çiseleyen yağmur, sanki sitem ediyordu. Caminin kalabalık olması ve dışarıya taşan cemaatin çokluğu cami idaresini de harekete geçirmişti. Emir Dede kendini çoktan fahrî görevli ilân etmişti. Gelenleri bir trafik polisi gibi yönlendiriyor ve boş yerlerin doldurulmasını sağlıyordu: 'Saflar düz olsun beyler!', 'Şurasını düzelt birader.', 'Evlât bir adım ileri gitsen&#8230;' Önden başlayarak arkaya doğru safları düzelttirerek geliyordu Emir Dede. Kapının yanına yaklaştığında safların uyumsuzluğu hemen dikkatini çekmişti. Bir genç, iri vücuduyla iki safı birden işgal etmişti. Emir Dede uzaktan tok, fakat bir o kadar da yumuşak seslendi:- Delikanlı, biraz geri gelsen, düzeltsen şu safı! Delikanlı, yağmurdan korunmak için, başını kısa aralıklarla caminin gölgeliğine doğru uzatmakla meşguldü. Bu sebeple Emir Dede'yi duymamıştı. 'Ben bu yağmurda insanlara yardımcı olayım&#8230; Bu da beni takmasın!' diye geçirdi içinden Emir Dede. Canı sıkıldı. Bu sefer sesini biraz yükselterek:- Delikanlı! Duymadın herhalde beni. Şu safı düzeltsen, diyorum. Bozulmasa saf!Delikanlı aynı yöne bakmaya devam ediyordu, sanki Emir Dede'yi duymamakta ısrar ediyordu. Emir Dede şaşırmıştı. Bir müddet ne yapacağını kestiremedi. Sonra gencin yanına iyice yaklaştı. Yüzüne doğru eğildi. Hissettiklerini haykırmak istiyordu. Ama konuşamadı. Cümleler düğüm olup boğazına dizildi sanki. Kolları yoktu gencin. Başı mahcubiyetten eğildiğinde ise, daha da şaşırdı. Delikanlının ayakları da yoktu. Annenin yokluğuHayallerinin farkına bile varamayacak yaştaydı Ali. Bir yolculuğun son durağında, şoförün uyumasıyla gerçeğin soğuk yüzüyle karşı karşıya gelmişti. Artık Ali'nin elleri ve ayakları olmayacaktı. Elleriyle çiçeklere dokunamayacak, çayırların o tatlı yeşilliğinde doyasıya koşamayacaktı. Bütün bunlara dayanabilirdi. Evet, dayanabilirdi; ama ya annesi?O da elinden uçmuştu. Nazını çekecekti belki. Onun yanında teselli öpücükleri konduracaktı yaşaran gözlerine. Ama onu da kazadan kalan demir yığınları arasında bırakmıştı. Yıllar geçse de içinde duyduğu sevgi açlığı bir türlü bitmeyecek ve yalnızlığın o çıldırtıcı gecelerinde annesi hayallerini asla terk etmeyecekti. Ortada kalmanın dayanılmaz acısıyla ikinci yüzleşmeDört yıl sonra hayatın mânâsına dair bazı gerçekleri yeni yeni anlamaya başlamıştı Ali. Babasının ekonomik sıkıntısına, kendinin bakımı da eklenince hayat iyice çekilmez olmuştu. Duygusallığı bütün kırılganlığıyla yaşıyordu. O gün babası eve, bir kadınla gelmişti. 'Cici annen' deyip, oldukça şaşırtmıştı onu. Sadece onu mu? 'Cici anne'ye de Ali ile alâkalı hiçbir bilgi verilmemişti.Günler geçtikçe cici anneden sık duymaya başladığı 'Allah belânızı versin!' sözü ve yediği dayaklar Ali'nin yüreğine dokunacaktı. Olmuyordu işte. Olmuyordu. Balkonda kendine hazırlanan yeni yer de onu iyice bunaltmış ve incitmişti. Sessizliğini Bütün Sesleri İşiten'e anlatmaktan başka da bir çaresi yoktu. Zaman geçmek bilmiyordu sanki. Her gün tartışma, kavga&#8230;Sebebi belliydi: Ali.Ne yapacak bir şeyi, ne de gidecek bir yeri vardı. Babasıyla ara sıra göz göze gelse de, bunlar kelimelere hiç dökülmüyordu. Yıllar yıllara eklendi böylece. Ali'nin yaşı on dört olmuştu. 'Evlât, seninle biraz konuşmak istiyorum!' dedi bir gün babası. Onu ilk defa muhatap almıştı; ilk defa dinleyecekti. Belki de ilk defa yüreğinin acısını gözyaşlarıyla karıştırıp anlatacaktı.'Oğlum, artık sana bakamıyorum. Bunu biliyorsun. Ve bu beni kahrediyor. Devletimiz senin gibi çocuklara bakımda bizi yalnız bırakmıyor. Bunun senin ve benim için daha hayırlı olacağını düşünüyorum. Sana arzu ettiğim gibi bakamamanın ızdırabını artık taşıyamıyorum. İmkânsızlığımızı görüyorsun. Seni bakımevine göndereceğim. Ne olur beni anla oğlum!'Hiçbir şey söylemedi Ali. Daha doğrusu söyleyemedi. Sadece yaralanmış yüreğiyle, 'Tamam' diyebildi. İlk yolculukBabasını çok severdi Ali. Hayattaki tek dayanağı oydu. Cici annesi geldikten sonra babasına hiç yakın olamamıştı. 'Baba' deyip kucaklaşamamıştı onunla. Birlikte zaman geçirememişlerdi. Bu ayrılık onu bir daha görememek mânâsına geliyordu. Ve ayrılık vakti&#8230;Karadeniz'in o en uzak ilçesinde kendine yer bulunmuştu. Babası onu bu uzun yolculukta bir muavinin huysuzluğuna emanet edecekti. 'Ben elsiz ayaksız bu çocuğu yolda nasıl idare edeceğim?' diye itiraz etse de, aldığı paranın cazibesiyle sesini birden kesmişti muavin. Ve yola koyuldular&#8230;İhtiyacın ve acizliğin en uç tarafından yol alıyorlardı. Mesafeleri aştıkça sanki yola yol ekleniyordu. Yüreği de içi de yanıyordu susuzluktan. İçse ihtiyaç hâsıl olacak ve muavinin gözlerine bakacaktı. Bu da çok zoruna gidiyordu. Yemeden, içmeden yaptığı yolculuğu bittiğinde takati de kalmamıştı artık. Şoförün muavinle göz göze gelip 'İndir şunu!' demesi ise, onu iyice bitirmişti. Şu koca gök kubbe altında yaşayacak bir yer bulabilecek miydi acaba? Sığınacak ve nazlanacak bir yer. 'Arkadaşım seni kim alacak?' dedi muavin hiddetlenerek. Cebindeki telefonu almasını ve son aranan yeri aramasını söyledi ona. Muavin: 'Tamam&#8230; Biraz sonra alacaklar seni!' dedi ve yanından uzaklaştı. Tekerlekli sandalyenin kolunu bile çevirmekten aciz bir yalnızlıkla beklemeye başladı Ali. Aklından o kadar çok şey geçiyordu ki! O kadar çok şeye isyan etmek geliyordu ki içinden! Ama anne karnındaki bir bebeği, toprağın altındaki canlıları unutmayan Allah, hiç kendisini unutur muydu? Yine O'na sığınıyor ve ömrünün geri kalan kısmını iradesiyle karşılamak istiyordu.Hayata tutunmaya dair bir ümitBu ilçeye geldiğinde içinde bir coşku olmuştu sanki. Bir ümit ve bir kıpırdanış. Mânâ veremediği bir yürek hoplaması belki de. O genç&#8230;Kendine 'el' ve 'ayak' olacak o genç... Bakımını üstlenecek o genç. Fikret.Yüzünde bir nur vardı. Yüreği yansımıştı o temiz yüzüne. Gönlünü gönlüne katarak 'Hoş geldin!' dedi. Öyle içten öyle samimi söyledi ki!Günün büyük bölümünü Fikret'le birlikte geçirecekti Ali. Dert ortağı, can yoldaşı olacaktı kendisine. Daha da önemlisi, unuttuğu Bir'ini hatırlatacaktı ona. Hastalığını anlamışçasına o güne kadar çok az bildiği Bir'inden bahsetti Ali'ye. O'nun varlığından sahneler sundu. Kapattığı kapılar bir bir açılıyordu sanki. Sorular sordukça cevaplar alıyor ve kalbi yerinden çıkacak gibi oluyordu. Yaşadıklarını, hâlini bir bohçaya sarmış ve haykırmıştı:'Yalnız olmadığımı anladım.' O'nun gücünü hissetmişti güçsüz bedeninde. Kendini O'na teslim etti. Gerçek hürriyetin O'na teslimiyette olduğunu anladı. Anladı ve bırakmadı. 'Ben ne yapabilirim?' ve 'Ben de yapabilirim!' diye düşünmeye başladı. Başladı ve alnını ilk defa O'nun huzurunda secdeye koydu. Paylaşacak mutlaka bir şeyleri olmalıydı. Mutluluğun ve huzurun kaynağının burada olduğunu anladı. Geç kalmamalıydı. Yüreği uzun zamandan beri ilk defa hopluyordu. İlk defa heyecanlanıyordu. İlk defa 'Biraz sonra ne olacak acaba?' diye meraklanıyordu. Bu müthiş bir duyguydu. Hiç yaşamadığı bir şeydi bu. Ümitle sarıldı buraya. Sonra kendi gibi arkadaşlarla tanıştı. Dertlerini ve hikâyelerini dinledi. Kendinden zor durumda olanları gördü. Sadece gözleriyle yaşayanı, konuşamayanları ve düşünemeyenleri gördü. Hâline şükretti. O günden sonra, geceleri ümitle uzanıyordu yatağına. Yarından sürprizler bekleyerek dünyanın en tatlı uykusuna daldı. İçinde mânâ veremediği heyecan öylesine ilerliyordu ki, engel olamıyordu ona. Geçen günler öyle kapılar açıyordu ki, Ali sanki hayata yeniden başlamıştı. Yeniden karar vermişti. Ve ulaşmak istediği yerlere oradan başlayarak gidecekti. Arkadaşlarının yanına gidiyor ve onlarla sürekli dertleşiyordu. Hattâ yemeklerini yapan Seher Teyze bir ara yanına gelip, 'Ali evlâdım, bu enerjiyi nereden buluyorsun?' diye merakını izhar etmişti. 'Seher Teyze, ben gözlerimin görmesine, rahatlıkla yiyebilmeme şükrediyorum. Şükredecek bir şey bulmak tutunacak bir şey bulmaktır, hayattan kopmamaktır. Sığınacak bir yeri olmaktır.' demiş ve şaşırtmıştı onu. Günlerini arkadaşlarını hayata bağlamaya çalışmakla geçiriyordu. Tükenmişliği önlerinden çekip onlara heyecan dolu bir dünyanın varlığını göstermeye çalışıyordu. Hele bir keresinde yemekhanede konuşması yok muydu? Ne kadar da tesir etmişti dinleyenlere:'Arkadaşlar, buraya gelmeden önce hayatın benim için artık bir mânâsı yoktu. Bir gâye olmayınca, bir mânâ da olmuyor zâten. Gerçek sakatlık ne gözün kör olması, ne elin tutmaması, ne de ayakların olmamasıdır. Gerçek sakatlık insanın hayallerinin ve vereceklerinin bitmesidir. Size bir sır daha vereyim mi? Dünyanın en mutlu insanı, evet en mutlu insanı kimdir biliyor musunuz? Başkasını mutlu edendir. Başkası için yaşayandır. Başkasını kendine tercih edendir. Elindekini paylaşandır. Elmanın iyisini arkadaşına verendir. Paylaşandır.'Bu konuşmadan sonra yemekhanede coşkulu bir alkış koptu. Bakımevinin müdüründen öğretmenlerine kadar herkesin gözleri ışıl ışıldı. Günler artık mânâ dolu geçiyordu. Resim ve el işi öğretmenleri uzun süredir iş yapamamaktan şikâyetçiydi. Ümitleri tükenmiş; düşkünlere teselli verecek cümleleri de bitmişti sanki. Onlar da bir çıkış yolu arıyor, bir şeyler yapmak istiyorlardı. Ali ilâç gibi gelmişti onlara. Kendi aralarından birinin bu heyecanı, onlara da ümit vermişti. 'Engelliler Haftası'na denk gelen resim, elişi ve ahşap sergilerinden sonra, ilçe halkına bir sürprizleri vardı. İlçenin protokolünden halkına kadar salonu dolduran insanlara bir konuşma yapacaktı Ali. Günlerdir hazırlandığı konuşma için çok heyecanlanıyordu. Sunucu kendisini anons ettiğinde heyecandan kalbi duracak gibiydi. Aynı ilçede yaşadığı insanlara duygularını ifade edebilecekti. Bu onun için müthiş bir şeydi. Büyük bir nezaketle mikrofona yaklaştı. Dinleyicilere engellilerin problemleriyle ilgili bilgiler verdi. Arkadaşlarının hayat hikâyelerinden kısa kesitler sundu. Duygulu anlar yaşandı konuşma boyunca. Ama Ali henüz son cümlelerini söylememişti. 'Son olarak' diye başladıktan sonra katılanlara şu cümlelerle veda etti:'Efendim, biz yaşamak istiyoruz. Bizlere acıyarak bakmanızı istemiyoruz. Yardım istediğimizde para vermeyin ne olur! Elimizden tutun, karşıdan karşıya geçirin! Bizler bir işe yaramak istiyoruz. Bir şey kaldırılırken, onu tutanlardan biri olmak istiyoruz. Ne olur bunu bize çok görmeyin. Engelimiz bedenimizdedir; zihnimiz ve kalbimiz o kadar açık ki...'Bir adım atmanın ötesinde, bir adım attırmanın mânevî zevkini duymakAli artık birlikte kaldığı arkadaşlarının can yoldaşı, dert ortağı olmuştu. Hayata tutunmanın adı olmuştu onlar için. Kısa filmlerden, gazetelere yazı yazmaya, oradan dergi çıkarmaya ve hayat hikâyelerini kitaplaştırmaya kadar birçok projeye birlikte imza atmışlardı. Ve 'Zaman geçmesin!' dedikleri bir yola girmişlerdi. &#8230;Ne kadar da çabuk geçmişti zaman. Hayallere ulaşmak hayal iken, ne kadar da çok şey yaşamış ve yaşatmıştı. Rabbi'ne gözleri yaşlı, başı önünde şükrediyordu. Kendine son uyarıyı yapan Emir Dede'ye edeple dönüp; 'Ayaklarım da yok ellerim de; ama üzülmüyorum amca. İnanın o kadar çok ümidim var ki!' dedi ve oturduğu yerden Cuma namazının ilk sünneti için tekbir aldı. * Gerçek bir hayat hikâyesinden alınmıştır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarihî şehrin erkekleri, ellerine aldıkları gazete, karton ve seccadelerle aynı yöne akıyordu. Ezan okunmuş ve herkes camideki yerini almıştı. Erken gelenler şanslıydı. Geç kalanlara ise, hafiften çiseleyen yağmur, sanki sitem ediyordu. Caminin kalabalık olması ve dışarıya taşan cemaatin çokluğu cami idaresini de harekete geçirmişti. Emir Dede kendini çoktan fahrî görevli ilân etmişti. Gelenleri bir trafik polisi gibi yönlendiriyor ve boş yerlerin doldurulmasını sağlıyordu: 'Saflar düz olsun beyler!', 'Şurasını düzelt birader.', 'Evlât bir adım ileri gitsen&#8230;' Önden başlayarak arkaya doğru safları düzelttirerek geliyordu Emir Dede. Kapının yanına yaklaştığında safların uyumsuzluğu hemen dikkatini çekmişti. Bir genç, iri vücuduyla iki safı birden işgal etmişti. Emir Dede uzaktan tok, fakat bir o kadar da yumuşak seslendi:- Delikanlı, biraz geri gelsen, düzeltsen şu safı! Delikanlı, yağmurdan korunmak için, başını kısa aralıklarla caminin gölgeliğine doğru uzatmakla meşguldü. Bu sebeple Emir Dede'yi duymamıştı. 'Ben bu yağmurda insanlara yardımcı olayım&#8230; Bu da beni takmasın!' diye geçirdi içinden Emir Dede. Canı sıkıldı. Bu sefer sesini biraz yükselterek:- Delikanlı! Duymadın herhalde beni. Şu safı düzeltsen, diyorum. Bozulmasa saf!Delikanlı aynı yöne bakmaya devam ediyordu, sanki Emir Dede'yi duymamakta ısrar ediyordu. Emir Dede şaşırmıştı. Bir müddet ne yapacağını kestiremedi. Sonra gencin yanına iyice yaklaştı. Yüzüne doğru eğildi. Hissettiklerini haykırmak istiyordu. Ama konuşamadı. Cümleler düğüm olup boğazına dizildi sanki. Kolları yoktu gencin. Başı mahcubiyetten eğildiğinde ise, daha da şaşırdı. Delikanlının ayakları da yoktu. Annenin yokluğuHayallerinin farkına bile varamayacak yaştaydı Ali. Bir yolculuğun son durağında, şoförün uyumasıyla gerçeğin soğuk yüzüyle karşı karşıya gelmişti. Artık Ali'nin elleri ve ayakları olmayacaktı. Elleriyle çiçeklere dokunamayacak, çayırların o tatlı yeşilliğinde doyasıya koşamayacaktı. Bütün bunlara dayanabilirdi. Evet, dayanabilirdi; ama ya annesi?O da elinden uçmuştu. Nazını çekecekti belki. Onun yanında teselli öpücükleri konduracaktı yaşaran gözlerine. Ama onu da kazadan kalan demir yığınları arasında bırakmıştı. Yıllar geçse de içinde duyduğu sevgi açlığı bir türlü bitmeyecek ve yalnızlığın o çıldırtıcı gecelerinde annesi hayallerini asla terk etmeyecekti. Ortada kalmanın dayanılmaz acısıyla ikinci yüzleşmeDört yıl sonra hayatın mânâsına dair bazı gerçekleri yeni yeni anlamaya başlamıştı Ali. Babasının ekonomik sıkıntısına, kendinin bakımı da eklenince hayat iyice çekilmez olmuştu. Duygusallığı bütün kırılganlığıyla yaşıyordu. O gün babası eve, bir kadınla gelmişti. 'Cici annen' deyip, oldukça şaşırtmıştı onu. Sadece onu mu? 'Cici anne'ye de Ali ile alâkalı hiçbir bilgi verilmemişti.Günler geçtikçe cici anneden sık duymaya başladığı 'Allah belânızı versin!' sözü ve yediği dayaklar Ali'nin yüreğine dokunacaktı. Olmuyordu işte. Olmuyordu. Balkonda kendine hazırlanan yeni yer de onu iyice bunaltmış ve incitmişti. Sessizliğini Bütün Sesleri İşiten'e anlatmaktan başka da bir çaresi yoktu. Zaman geçmek bilmiyordu sanki. Her gün tartışma, kavga&#8230;Sebebi belliydi: Ali.Ne yapacak bir şeyi, ne de gidecek bir yeri vardı. Babasıyla ara sıra göz göze gelse de, bunlar kelimelere hiç dökülmüyordu. Yıllar yıllara eklendi böylece. Ali'nin yaşı on dört olmuştu. 'Evlât, seninle biraz konuşmak istiyorum!' dedi bir gün babası. Onu ilk defa muhatap almıştı; ilk defa dinleyecekti. Belki de ilk defa yüreğinin acısını gözyaşlarıyla karıştırıp anlatacaktı.'Oğlum, artık sana bakamıyorum. Bunu biliyorsun. Ve bu beni kahrediyor. Devletimiz senin gibi çocuklara bakımda bizi yalnız bırakmıyor. Bunun senin ve benim için daha hayırlı olacağını düşünüyorum. Sana arzu ettiğim gibi bakamamanın ızdırabını artık taşıyamıyorum. İmkânsızlığımızı görüyorsun. Seni bakımevine göndereceğim. Ne olur beni anla oğlum!'Hiçbir şey söylemedi Ali. Daha doğrusu söyleyemedi. Sadece yaralanmış yüreğiyle, 'Tamam' diyebildi. İlk yolculukBabasını çok severdi Ali. Hayattaki tek dayanağı oydu. Cici annesi geldikten sonra babasına hiç yakın olamamıştı. 'Baba' deyip kucaklaşamamıştı onunla. Birlikte zaman geçirememişlerdi. Bu ayrılık onu bir daha görememek mânâsına geliyordu. Ve ayrılık vakti&#8230;Karadeniz'in o en uzak ilçesinde kendine yer bulunmuştu. Babası onu bu uzun yolculukta bir muavinin huysuzluğuna emanet edecekti. 'Ben elsiz ayaksız bu çocuğu yolda nasıl idare edeceğim?' diye itiraz etse de, aldığı paranın cazibesiyle sesini birden kesmişti muavin. Ve yola koyuldular&#8230;İhtiyacın ve acizliğin en uç tarafından yol alıyorlardı. Mesafeleri aştıkça sanki yola yol ekleniyordu. Yüreği de içi de yanıyordu susuzluktan. İçse ihtiyaç hâsıl olacak ve muavinin gözlerine bakacaktı. Bu da çok zoruna gidiyordu. Yemeden, içmeden yaptığı yolculuğu bittiğinde takati de kalmamıştı artık. Şoförün muavinle göz göze gelip 'İndir şunu!' demesi ise, onu iyice bitirmişti. Şu koca gök kubbe altında yaşayacak bir yer bulabilecek miydi acaba? Sığınacak ve nazlanacak bir yer. 'Arkadaşım seni kim alacak?' dedi muavin hiddetlenerek. Cebindeki telefonu almasını ve son aranan yeri aramasını söyledi ona. Muavin: 'Tamam&#8230; Biraz sonra alacaklar seni!' dedi ve yanından uzaklaştı. Tekerlekli sandalyenin kolunu bile çevirmekten aciz bir yalnızlıkla beklemeye başladı Ali. Aklından o kadar çok şey geçiyordu ki! O kadar çok şeye isyan etmek geliyordu ki içinden! Ama anne karnındaki bir bebeği, toprağın altındaki canlıları unutmayan Allah, hiç kendisini unutur muydu? Yine O'na sığınıyor ve ömrünün geri kalan kısmını iradesiyle karşılamak istiyordu.Hayata tutunmaya dair bir ümitBu ilçeye geldiğinde içinde bir coşku olmuştu sanki. Bir ümit ve bir kıpırdanış. Mânâ veremediği bir yürek hoplaması belki de. O genç&#8230;Kendine 'el' ve 'ayak' olacak o genç... Bakımını üstlenecek o genç. Fikret.Yüzünde bir nur vardı. Yüreği yansımıştı o temiz yüzüne. Gönlünü gönlüne katarak 'Hoş geldin!' dedi. Öyle içten öyle samimi söyledi ki!Günün büyük bölümünü Fikret'le birlikte geçirecekti Ali. Dert ortağı, can yoldaşı olacaktı kendisine. Daha da önemlisi, unuttuğu Bir'ini hatırlatacaktı ona. Hastalığını anlamışçasına o güne kadar çok az bildiği Bir'inden bahsetti Ali'ye. O'nun varlığından sahneler sundu. Kapattığı kapılar bir bir açılıyordu sanki. Sorular sordukça cevaplar alıyor ve kalbi yerinden çıkacak gibi oluyordu. Yaşadıklarını, hâlini bir bohçaya sarmış ve haykırmıştı:'Yalnız olmadığımı anladım.' O'nun gücünü hissetmişti güçsüz bedeninde. Kendini O'na teslim etti. Gerçek hürriyetin O'na teslimiyette olduğunu anladı. Anladı ve bırakmadı. 'Ben ne yapabilirim?' ve 'Ben de yapabilirim!' diye düşünmeye başladı. Başladı ve alnını ilk defa O'nun huzurunda secdeye koydu. Paylaşacak mutlaka bir şeyleri olmalıydı. Mutluluğun ve huzurun kaynağının burada olduğunu anladı. Geç kalmamalıydı. Yüreği uzun zamandan beri ilk defa hopluyordu. İlk defa heyecanlanıyordu. İlk defa 'Biraz sonra ne olacak acaba?' diye meraklanıyordu. Bu müthiş bir duyguydu. Hiç yaşamadığı bir şeydi bu. Ümitle sarıldı buraya. Sonra kendi gibi arkadaşlarla tanıştı. Dertlerini ve hikâyelerini dinledi. Kendinden zor durumda olanları gördü. Sadece gözleriyle yaşayanı, konuşamayanları ve düşünemeyenleri gördü. Hâline şükretti. O günden sonra, geceleri ümitle uzanıyordu yatağına. Yarından sürprizler bekleyerek dünyanın en tatlı uykusuna daldı. İçinde mânâ veremediği heyecan öylesine ilerliyordu ki, engel olamıyordu ona. Geçen günler öyle kapılar açıyordu ki, Ali sanki hayata yeniden başlamıştı. Yeniden karar vermişti. Ve ulaşmak istediği yerlere oradan başlayarak gidecekti. Arkadaşlarının yanına gidiyor ve onlarla sürekli dertleşiyordu. Hattâ yemeklerini yapan Seher Teyze bir ara yanına gelip, 'Ali evlâdım, bu enerjiyi nereden buluyorsun?' diye merakını izhar etmişti. 'Seher Teyze, ben gözlerimin görmesine, rahatlıkla yiyebilmeme şükrediyorum. Şükredecek bir şey bulmak tutunacak bir şey bulmaktır, hayattan kopmamaktır. Sığınacak bir yeri olmaktır.' demiş ve şaşırtmıştı onu. Günlerini arkadaşlarını hayata bağlamaya çalışmakla geçiriyordu. Tükenmişliği önlerinden çekip onlara heyecan dolu bir dünyanın varlığını göstermeye çalışıyordu. Hele bir keresinde yemekhanede konuşması yok muydu? Ne kadar da tesir etmişti dinleyenlere:'Arkadaşlar, buraya gelmeden önce hayatın benim için artık bir mânâsı yoktu. Bir gâye olmayınca, bir mânâ da olmuyor zâten. Gerçek sakatlık ne gözün kör olması, ne elin tutmaması, ne de ayakların olmamasıdır. Gerçek sakatlık insanın hayallerinin ve vereceklerinin bitmesidir. Size bir sır daha vereyim mi? Dünyanın en mutlu insanı, evet en mutlu insanı kimdir biliyor musunuz? Başkasını mutlu edendir. Başkası için yaşayandır. Başkasını kendine tercih edendir. Elindekini paylaşandır. Elmanın iyisini arkadaşına verendir. Paylaşandır.'Bu konuşmadan sonra yemekhanede coşkulu bir alkış koptu. Bakımevinin müdüründen öğretmenlerine kadar herkesin gözleri ışıl ışıldı. Günler artık mânâ dolu geçiyordu. Resim ve el işi öğretmenleri uzun süredir iş yapamamaktan şikâyetçiydi. Ümitleri tükenmiş; düşkünlere teselli verecek cümleleri de bitmişti sanki. Onlar da bir çıkış yolu arıyor, bir şeyler yapmak istiyorlardı. Ali ilâç gibi gelmişti onlara. Kendi aralarından birinin bu heyecanı, onlara da ümit vermişti. 'Engelliler Haftası'na denk gelen resim, elişi ve ahşap sergilerinden sonra, ilçe halkına bir sürprizleri vardı. İlçenin protokolünden halkına kadar salonu dolduran insanlara bir konuşma yapacaktı Ali. Günlerdir hazırlandığı konuşma için çok heyecanlanıyordu. Sunucu kendisini anons ettiğinde heyecandan kalbi duracak gibiydi. Aynı ilçede yaşadığı insanlara duygularını ifade edebilecekti. Bu onun için müthiş bir şeydi. Büyük bir nezaketle mikrofona yaklaştı. Dinleyicilere engellilerin problemleriyle ilgili bilgiler verdi. Arkadaşlarının hayat hikâyelerinden kısa kesitler sundu. Duygulu anlar yaşandı konuşma boyunca. Ama Ali henüz son cümlelerini söylememişti. 'Son olarak' diye başladıktan sonra katılanlara şu cümlelerle veda etti:'Efendim, biz yaşamak istiyoruz. Bizlere acıyarak bakmanızı istemiyoruz. Yardım istediğimizde para vermeyin ne olur! Elimizden tutun, karşıdan karşıya geçirin! Bizler bir işe yaramak istiyoruz. Bir şey kaldırılırken, onu tutanlardan biri olmak istiyoruz. Ne olur bunu bize çok görmeyin. Engelimiz bedenimizdedir; zihnimiz ve kalbimiz o kadar açık ki...'Bir adım atmanın ötesinde, bir adım attırmanın mânevî zevkini duymakAli artık birlikte kaldığı arkadaşlarının can yoldaşı, dert ortağı olmuştu. Hayata tutunmanın adı olmuştu onlar için. Kısa filmlerden, gazetelere yazı yazmaya, oradan dergi çıkarmaya ve hayat hikâyelerini kitaplaştırmaya kadar birçok projeye birlikte imza atmışlardı. Ve 'Zaman geçmesin!' dedikleri bir yola girmişlerdi. &#8230;Ne kadar da çabuk geçmişti zaman. Hayallere ulaşmak hayal iken, ne kadar da çok şey yaşamış ve yaşatmıştı. Rabbi'ne gözleri yaşlı, başı önünde şükrediyordu. Kendine son uyarıyı yapan Emir Dede'ye edeple dönüp; 'Ayaklarım da yok ellerim de; ama üzülmüyorum amca. İnanın o kadar çok ümidim var ki!' dedi ve oturduğu yerden Cuma namazının ilk sünneti için tekbir aldı. * Gerçek bir hayat hikâyesinden alınmıştır. ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Evlenince Bir Çift Ayakkabı mı Olacağız ??]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6630</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 21:26:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6630</guid>
			<description><![CDATA[Bu bir gelenekti,gelinlik kız kulağını kapıya dayar dinlerdi..genç kız kalbini kadere dayar beklerdi..Kapının pervazına dokununca, sivrilmiş bir kıymık elini hafifçe çizdi. Bir kaç kandamlası birikti, karardı ama akmadı. Küçük bir &#8220;ah&#8221; dedi ve sonra yuttu bu &#8220;ah&#8221;ı.İçeride bir dünya kurulduğunu biliyordu ama ya bu dünya kalbinin enkazı üstüne kuruluyorsa? Gittikçe sıkıntı bastı. Holde dolanıyor, biraz sonra bitecek bir mahpusluğun geçmek bilmeyen son dakikalarını yaşıyordu. Kapıların hepsi asi bir gelin gibi, gri kilitleri boyunlarına takınmıştı. Duvardaki resim çerçeveleri bu holün dış âleme açılan tek pencereleriydi sanki. Yarı karanlık bu yer belki altı metrekareydi ama içinde büyüttüğü evhamlar her kareyi doldurmaya yetiyordu.Bir an ayakkabılara ilişti gözü. Çatlamış betonun üzerine çıkarılmış, birbirinden bağımsız ama birbirinin tamamlayıcısı bir çift ayakkabı&#8230; &#8220;karı-koca gibi&#8221; dedi içinden. Biri nereye giderse öteki de oraya gider; kâh biri öndedir, kâh diğeri&#8230; Biri tenden soyununca diğeri de soyunur, biri eskiyince diğeri de eskir ama nedense biri hep diğerinden önce delinir. Arkadan vuranı da çoktur, destek olanı da&#8230; &#8220;ayakkabı işte&#8221; dedi bir çifti tutup düzeltirken&#8230; Ayrı duran &#8220;iki&#8221; yi &#8220;bir&#8221; ledi, uçlarını aynı yöne çevirdi.Gelen gencin ayakkabısıydı bunlar, biraz eskiceydi. Demek ki giyecek daha iyi bir ayakkabısı yoktu. Bunlara ihanet etmediğine ve hemen değiştirip atmadığına göre kanaatkâr birisidir diye düşündü&#8230; Demek ki bir ucu Hz. İsa'dandı...Ayakkabı bağlarına takılmış ot tohumları çarptı gözüne birden. İçinden &#8220;öndeki yoldan değil arkadaki patikadan gelmiş&#8221; dedi. Evin önü asfalttı ve tüm mahalleli bu yolu kullanırdı. Kimse kestirme olan arazi yolunu sevmezdi. Sanki toprak ve çamur kendilerine çok uzakmış gibi kaçarlardı bu patikadan. Oysa o çok severdi bu yolu, yalnızlığını yolun iki tarafına saça saça yürürdü. Saçtığı yalnızlıklar toprağa karışırdı, kendisi felaha. &#8220;o yolu kullanmış&#8221; dedi. Bu tohumlar benim de eteğime yapışır her seferinde. Toprağı seviyor dedi ve minik bir gülümseme ekledi düşüncelerine. Demek ki bir ucu Hz. Âdem'dendi.Bir ara kapı aralandı ve ellerini gördü misafirin. İri ve damar damardı elleri. Okumuş diyorlardı ama elleri neden yıpranmış acaba dedi içinden. Bu bir anlık bakışa perçinlenen resim; sanki bünyesinde mücadeleyi besliyordu. &#8220;Eller bulutlar gibi hafifse dokunmamıştır demire yahut küreğe; beyazsa ve kararmamışsa, ne mürekkep izinden nasip almıştır, ne de duvar sıvasından&#8221;. Çalışan o eller sıva karmış, mala tutmuş gibiydi&#8230; Demek ki bir ucu Hz. İbrahim'dendi.Şimdi sesini duyuyordu gencin, ağır ağır konuşuyordu. Kelimeleri; bir kemalat torbasına elini daldırıp seçer gibi alıyor ve dudaklarına yerleştiriyordu. Sesi ahenkliydi. &#8220;Kaba söz, kaba bir bedenden çığ gibi düşer, düştüğü yeri hayattan koparır. Katı ve sertçe söylenmiş her harf, diğer harflerden zifte batırılarak ayrılmıştır kenara. Serkeş bir dile değdiğine pişman olup ortasından kırılır nazlı elifler&#8230;&#8221; O çok nazikti. Sesi kuşdiline çarpıp dönüyor gibiydi. Demek ki bir ucu Hz. Süleyman'dandı.Ne güzeldi dilinde en sevgili. Efendimizden bahsediyordu. Kendiyle birlikte efendimizin aşkını da getirmişti. Yastık örtüleri daha da beyazlamış, çiçekli danteller gülümsemişti. Cama meyleden sardunya, bir yaprağını bu tarafa çevirmişti. Sehpadan düşen tespih sanki vecde gelmişti. Efendimiz diline değmişti ya sanki tüm oda aydınlanmış, eşyaların özünde kandiller yanmıştı. Sevindi onun efendisini sevdiğine. Demek ki bir ucu Hz. Muhammed Mustafa'dandı. (sav) Methini çok duymuştu gencin ama yüzünü hiç görmemişti. &#8220;Boyu posu, kaşı gözü bir tavada eritmeli takva ölçeğine dökmeli dedi sessizce. Tüm beşerin gözlerini bir zindana hapsedip, hadi gönül gözlerinizi açın diye bağırmalı.&#8221;Kasları yavaş yavaş gevşiyordu nedense. &#8220;çok komik dedi biz şimdi evlenince bir çift ayakkabı mı olacağız?&#8221;, gülümsedi. Ben eteklerimi kapı eşiklerine değdirerek geçerken onun bir bakışından anlayacağım acıktığını ve o aynanın karşısında tıraş olurken bir bakışımdan anlayacak sofranın hazırlandığını.Sonra bir anda açıldı kapı, az önce zindana kilitlediği gözlerin içinden sıyrılan o iki göz esaretten kaçıp çoktan yerleşmişti gencin yüzüne.Bir an ruhunda yağmurlar başladı, midesinde bir dağ peydahlandı sanki dizleri sağa sola kayan ayaklarına hükmedemez oldu. Kafasını çevirdi, boynunu çevirdi, kaşlarını-ağzını-burnunu çevirdi ama gözlerini bir türlü çeviremiyordu. Kapıyı açan kimdi bilmiyordu, yine o bilinmeyen kişi kapıyı kapattı, gözleri de kapının sarı tahtasına kapandı&#8230; Dakikalardır dolanıp duran ayaklar o an sabit kaldı ve içinde yükselen dağın karları ağır ağır çözülmeye başladı&#8230; Bir koku vardı içinde&#8230; Kardelenler kokar mıydı? Güzellik;Hafif, esen bir rüzgâr gibi ferahlatıcı,Pürüzsüz bir denizde yansıyan ışık gibi sakin&#8230;Ay gibi haledendi&#8230;Ve güzelliği çocukların ellerine bölüştürülen ekmek gibi sıcacıktı. İşte o an anladı gencin demek ki bu hali de Hz. Yusuf'tandı&#8230;Ve yine anladı ki o kıymık elini neden peşinen kanatmıştı! ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu bir gelenekti,gelinlik kız kulağını kapıya dayar dinlerdi..genç kız kalbini kadere dayar beklerdi..Kapının pervazına dokununca, sivrilmiş bir kıymık elini hafifçe çizdi. Bir kaç kandamlası birikti, karardı ama akmadı. Küçük bir &#8220;ah&#8221; dedi ve sonra yuttu bu &#8220;ah&#8221;ı.İçeride bir dünya kurulduğunu biliyordu ama ya bu dünya kalbinin enkazı üstüne kuruluyorsa? Gittikçe sıkıntı bastı. Holde dolanıyor, biraz sonra bitecek bir mahpusluğun geçmek bilmeyen son dakikalarını yaşıyordu. Kapıların hepsi asi bir gelin gibi, gri kilitleri boyunlarına takınmıştı. Duvardaki resim çerçeveleri bu holün dış âleme açılan tek pencereleriydi sanki. Yarı karanlık bu yer belki altı metrekareydi ama içinde büyüttüğü evhamlar her kareyi doldurmaya yetiyordu.Bir an ayakkabılara ilişti gözü. Çatlamış betonun üzerine çıkarılmış, birbirinden bağımsız ama birbirinin tamamlayıcısı bir çift ayakkabı&#8230; &#8220;karı-koca gibi&#8221; dedi içinden. Biri nereye giderse öteki de oraya gider; kâh biri öndedir, kâh diğeri&#8230; Biri tenden soyununca diğeri de soyunur, biri eskiyince diğeri de eskir ama nedense biri hep diğerinden önce delinir. Arkadan vuranı da çoktur, destek olanı da&#8230; &#8220;ayakkabı işte&#8221; dedi bir çifti tutup düzeltirken&#8230; Ayrı duran &#8220;iki&#8221; yi &#8220;bir&#8221; ledi, uçlarını aynı yöne çevirdi.Gelen gencin ayakkabısıydı bunlar, biraz eskiceydi. Demek ki giyecek daha iyi bir ayakkabısı yoktu. Bunlara ihanet etmediğine ve hemen değiştirip atmadığına göre kanaatkâr birisidir diye düşündü&#8230; Demek ki bir ucu Hz. İsa'dandı...Ayakkabı bağlarına takılmış ot tohumları çarptı gözüne birden. İçinden &#8220;öndeki yoldan değil arkadaki patikadan gelmiş&#8221; dedi. Evin önü asfalttı ve tüm mahalleli bu yolu kullanırdı. Kimse kestirme olan arazi yolunu sevmezdi. Sanki toprak ve çamur kendilerine çok uzakmış gibi kaçarlardı bu patikadan. Oysa o çok severdi bu yolu, yalnızlığını yolun iki tarafına saça saça yürürdü. Saçtığı yalnızlıklar toprağa karışırdı, kendisi felaha. &#8220;o yolu kullanmış&#8221; dedi. Bu tohumlar benim de eteğime yapışır her seferinde. Toprağı seviyor dedi ve minik bir gülümseme ekledi düşüncelerine. Demek ki bir ucu Hz. Âdem'dendi.Bir ara kapı aralandı ve ellerini gördü misafirin. İri ve damar damardı elleri. Okumuş diyorlardı ama elleri neden yıpranmış acaba dedi içinden. Bu bir anlık bakışa perçinlenen resim; sanki bünyesinde mücadeleyi besliyordu. &#8220;Eller bulutlar gibi hafifse dokunmamıştır demire yahut küreğe; beyazsa ve kararmamışsa, ne mürekkep izinden nasip almıştır, ne de duvar sıvasından&#8221;. Çalışan o eller sıva karmış, mala tutmuş gibiydi&#8230; Demek ki bir ucu Hz. İbrahim'dendi.Şimdi sesini duyuyordu gencin, ağır ağır konuşuyordu. Kelimeleri; bir kemalat torbasına elini daldırıp seçer gibi alıyor ve dudaklarına yerleştiriyordu. Sesi ahenkliydi. &#8220;Kaba söz, kaba bir bedenden çığ gibi düşer, düştüğü yeri hayattan koparır. Katı ve sertçe söylenmiş her harf, diğer harflerden zifte batırılarak ayrılmıştır kenara. Serkeş bir dile değdiğine pişman olup ortasından kırılır nazlı elifler&#8230;&#8221; O çok nazikti. Sesi kuşdiline çarpıp dönüyor gibiydi. Demek ki bir ucu Hz. Süleyman'dandı.Ne güzeldi dilinde en sevgili. Efendimizden bahsediyordu. Kendiyle birlikte efendimizin aşkını da getirmişti. Yastık örtüleri daha da beyazlamış, çiçekli danteller gülümsemişti. Cama meyleden sardunya, bir yaprağını bu tarafa çevirmişti. Sehpadan düşen tespih sanki vecde gelmişti. Efendimiz diline değmişti ya sanki tüm oda aydınlanmış, eşyaların özünde kandiller yanmıştı. Sevindi onun efendisini sevdiğine. Demek ki bir ucu Hz. Muhammed Mustafa'dandı. (sav) Methini çok duymuştu gencin ama yüzünü hiç görmemişti. &#8220;Boyu posu, kaşı gözü bir tavada eritmeli takva ölçeğine dökmeli dedi sessizce. Tüm beşerin gözlerini bir zindana hapsedip, hadi gönül gözlerinizi açın diye bağırmalı.&#8221;Kasları yavaş yavaş gevşiyordu nedense. &#8220;çok komik dedi biz şimdi evlenince bir çift ayakkabı mı olacağız?&#8221;, gülümsedi. Ben eteklerimi kapı eşiklerine değdirerek geçerken onun bir bakışından anlayacağım acıktığını ve o aynanın karşısında tıraş olurken bir bakışımdan anlayacak sofranın hazırlandığını.Sonra bir anda açıldı kapı, az önce zindana kilitlediği gözlerin içinden sıyrılan o iki göz esaretten kaçıp çoktan yerleşmişti gencin yüzüne.Bir an ruhunda yağmurlar başladı, midesinde bir dağ peydahlandı sanki dizleri sağa sola kayan ayaklarına hükmedemez oldu. Kafasını çevirdi, boynunu çevirdi, kaşlarını-ağzını-burnunu çevirdi ama gözlerini bir türlü çeviremiyordu. Kapıyı açan kimdi bilmiyordu, yine o bilinmeyen kişi kapıyı kapattı, gözleri de kapının sarı tahtasına kapandı&#8230; Dakikalardır dolanıp duran ayaklar o an sabit kaldı ve içinde yükselen dağın karları ağır ağır çözülmeye başladı&#8230; Bir koku vardı içinde&#8230; Kardelenler kokar mıydı? Güzellik;Hafif, esen bir rüzgâr gibi ferahlatıcı,Pürüzsüz bir denizde yansıyan ışık gibi sakin&#8230;Ay gibi haledendi&#8230;Ve güzelliği çocukların ellerine bölüştürülen ekmek gibi sıcacıktı. İşte o an anladı gencin demek ki bu hali de Hz. Yusuf'tandı&#8230;Ve yine anladı ki o kıymık elini neden peşinen kanatmıştı! ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[~ Yüreğim ~]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6629</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 19:11:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6629</guid>
			<description><![CDATA[Sevda dergahında divane oldumSusarak ismini anar yüreğimKalbinin oduna pervane oldumBir gün dursa bile yanar yüreğimBir gaflet anında girdin özüneSırların sırrıydı, erdin özüneDert senden gelirse, derdin özüneGülerek kendini banar yüreğimBu nasıl yanmaktır, bu nasıl çileAşkınla çevirdim deryayı küleYanında sen yoksan ateşte bileBuz tutar, kar olur, donar yüreğimHaykırdı hicranlar, türküler sustuTek senle barıştı, tek bana küstüLal olmuş bülbüldür her akşamüstüGönül pencerene konar yüreğimKırık bir saz olur senin elindeBin çile hıçkırır bir tek telindeAvare sakidir hasret ilindeVuslatı, vuslata sunar yüreğimUyutur uykuyu kalır uykusuzSana sevgi dolu bana duygusuzGün olur çöllerde Mecnundur susuzGün olur Leyla'ya pınar yüreğimSen sevda yolcusu, yüreğim bir hanBen çile mahkumu, yüreğim zindanSensiz kurak çölde kırılmış fidanSeninle asırlık çınar yüreğimBir nasihat sana benden hediyeMansur'un izinde dolaşmak niyeHaykırıp durursun 'aşk benim' diyeDara çekilmek mi hüner yüreğim?Serdar Tuncer]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sevda dergahında divane oldumSusarak ismini anar yüreğimKalbinin oduna pervane oldumBir gün dursa bile yanar yüreğimBir gaflet anında girdin özüneSırların sırrıydı, erdin özüneDert senden gelirse, derdin özüneGülerek kendini banar yüreğimBu nasıl yanmaktır, bu nasıl çileAşkınla çevirdim deryayı küleYanında sen yoksan ateşte bileBuz tutar, kar olur, donar yüreğimHaykırdı hicranlar, türküler sustuTek senle barıştı, tek bana küstüLal olmuş bülbüldür her akşamüstüGönül pencerene konar yüreğimKırık bir saz olur senin elindeBin çile hıçkırır bir tek telindeAvare sakidir hasret ilindeVuslatı, vuslata sunar yüreğimUyutur uykuyu kalır uykusuzSana sevgi dolu bana duygusuzGün olur çöllerde Mecnundur susuzGün olur Leyla'ya pınar yüreğimSen sevda yolcusu, yüreğim bir hanBen çile mahkumu, yüreğim zindanSensiz kurak çölde kırılmış fidanSeninle asırlık çınar yüreğimBir nasihat sana benden hediyeMansur'un izinde dolaşmak niyeHaykırıp durursun 'aşk benim' diyeDara çekilmek mi hüner yüreğim?Serdar Tuncer]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Her şeyde Bir Hayır Vardır!]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6628</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 18:37:07 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6628</guid>
			<description><![CDATA[Zamanın birinde bir padişah varmış.En sevdiği şey veziriyle birlikte avlanmakmış. Birgün yine ava çıkmışlar.Padişah avını görmüş tam okunu fırlatırken baş parmağı kopmuş. Padişah kan revan içinde kalmış.Bunun üzerine veziri üzülme padişahım vardır bundada bi hayır.Padişah sinirlenmiş ne hayır olacak ki vezir üst üstte aynı lafı tekrarlayınca padişah sinirlenip vezirini zindana atmış.Aradan zaman geçmiş padişah yine avlanmaya çıkmış tek başına tam avlanırken bir kabile padişahı yakalamış.Kabilenin özelliği yakaladıkları esirleri ALLAH'A kurban etmekmiş.Tam padişahı kurban etmek üzereyken birde bakmışlar baş parmağı yok. Kabilenin diğer bir özelliğide kurban ettikleri kişilerin her uzvunun tam olmasımış.Tabi padişahı serbest bırakmışlar.Padişah hemen saraya koşmuş zindana gitmiş ve vezirine sen haklıydın demiş ve olayı anlatmış.Vezirden özür dilemiş seni zindana attırdım diye.Bunun üzerine vezir olsun padişahım sıkmayın canınızı bundada bir hayır vardır demiş.Padişah yine bir anlam verememiş ne hayır olacak ki demiş seni zindana attırtım diye.Şimdi...padişahım siz beni zindana attırmasaydınız o gün avlanmaya gittiğinizde bende muhakkakki yanınızda olacaktım. Sizinle birlikte benide yakalayacaklardı.Bu seferde kabile bende bir eksiklik olmadığını görünce sizi bırakıp beni kurban edecekti.E padişahımHer şeyde Bir Hayır Vardır!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Zamanın birinde bir padişah varmış.En sevdiği şey veziriyle birlikte avlanmakmış. Birgün yine ava çıkmışlar.Padişah avını görmüş tam okunu fırlatırken baş parmağı kopmuş. Padişah kan revan içinde kalmış.Bunun üzerine veziri üzülme padişahım vardır bundada bi hayır.Padişah sinirlenmiş ne hayır olacak ki vezir üst üstte aynı lafı tekrarlayınca padişah sinirlenip vezirini zindana atmış.Aradan zaman geçmiş padişah yine avlanmaya çıkmış tek başına tam avlanırken bir kabile padişahı yakalamış.Kabilenin özelliği yakaladıkları esirleri ALLAH'A kurban etmekmiş.Tam padişahı kurban etmek üzereyken birde bakmışlar baş parmağı yok. Kabilenin diğer bir özelliğide kurban ettikleri kişilerin her uzvunun tam olmasımış.Tabi padişahı serbest bırakmışlar.Padişah hemen saraya koşmuş zindana gitmiş ve vezirine sen haklıydın demiş ve olayı anlatmış.Vezirden özür dilemiş seni zindana attırdım diye.Bunun üzerine vezir olsun padişahım sıkmayın canınızı bundada bir hayır vardır demiş.Padişah yine bir anlam verememiş ne hayır olacak ki demiş seni zindana attırtım diye.Şimdi...padişahım siz beni zindana attırmasaydınız o gün avlanmaya gittiğinizde bende muhakkakki yanınızda olacaktım. Sizinle birlikte benide yakalayacaklardı.Bu seferde kabile bende bir eksiklik olmadığını görünce sizi bırakıp beni kurban edecekti.E padişahımHer şeyde Bir Hayır Vardır!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yarenler (şiirleştirilmiş sohbet)]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6627</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 18:33:11 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6627</guid>
			<description><![CDATA[Şiirleştirilmiş SohbetYARENLERİyice dinleyin söz benim değilBu dünyaya biz çok aldandık yarenlerBabanın sözüdür bu kez benim değilTutmazsak narına yandık yarenlerGittik ellerinden öptük kaç kereTuttu tuttu çıkardı battık kaç kereHazineyi bir pula sattık kaç kereYalancı çobana döndük yarenlerAllah rızasıyla çıkıp hanedenTaş değil tezek ol hadi yenidenBizi bize koyan bin bahanedenGitti hepsi bire indik yarenlerAlçak gönüllü ol dedi kalpleri kırmaYumuşacık konuş sakın bağırmaYanlışın peşine düş önüne durmaYinede yanlışa kandık yarenlerAllah&#8217;ın resulu işi buyurduÇağırdı herkesi bizi duyurduHimmetle bezedi bütün yeri yurduYine nefise dayandık yarenlerKucaklaşın dedi bitti kırgınlıkMazide kalmıştır artık dargınlıkBir ömür değil bu söz sanki bir günlükHemen hiddete boyandık yarenler.Edep dedi yürünmez onsuz bu yoldaNiyet Allah değilse noksanlık kuldaSadakat temel taşı bil bu okuldaOnuda hep ondan kıskandık yarenlerBir devlet kuşudur kondu başlaraDöndü kahkahalar gözde yaşlaraİsteksizce sarılıp biz bu işlereÖlenede dek bizim mi sandık yarenlerKimindir harmanın savrulduğu yerDiller ayrı ayrı cahil bu beşerSevgiyi kalplere koymazsak eğerDünyaya ahireti gömdük yerenler.Kaynak=Karanfil]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şiirleştirilmiş SohbetYARENLERİyice dinleyin söz benim değilBu dünyaya biz çok aldandık yarenlerBabanın sözüdür bu kez benim değilTutmazsak narına yandık yarenlerGittik ellerinden öptük kaç kereTuttu tuttu çıkardı battık kaç kereHazineyi bir pula sattık kaç kereYalancı çobana döndük yarenlerAllah rızasıyla çıkıp hanedenTaş değil tezek ol hadi yenidenBizi bize koyan bin bahanedenGitti hepsi bire indik yarenlerAlçak gönüllü ol dedi kalpleri kırmaYumuşacık konuş sakın bağırmaYanlışın peşine düş önüne durmaYinede yanlışa kandık yarenlerAllah&#8217;ın resulu işi buyurduÇağırdı herkesi bizi duyurduHimmetle bezedi bütün yeri yurduYine nefise dayandık yarenlerKucaklaşın dedi bitti kırgınlıkMazide kalmıştır artık dargınlıkBir ömür değil bu söz sanki bir günlükHemen hiddete boyandık yarenler.Edep dedi yürünmez onsuz bu yoldaNiyet Allah değilse noksanlık kuldaSadakat temel taşı bil bu okuldaOnuda hep ondan kıskandık yarenlerBir devlet kuşudur kondu başlaraDöndü kahkahalar gözde yaşlaraİsteksizce sarılıp biz bu işlereÖlenede dek bizim mi sandık yarenlerKimindir harmanın savrulduğu yerDiller ayrı ayrı cahil bu beşerSevgiyi kalplere koymazsak eğerDünyaya ahireti gömdük yerenler.Kaynak=Karanfil]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kanuni Sultan Süleyman'ın hassasiyeti]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6626</link>
			<pubDate>Mon, 18 Aug 2008 14:21:55 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6626</guid>
			<description><![CDATA[Sultan Süleyman,canı sıkıldığı yada hava almak istediği zaman saraydan çıkarak bugün ki adıyla 'gülhaneye' giderek orda rahatlamaya çalışırnış..böyle günlerden birinde gülhaneye gidince bakmışki ağaçları karıncalar sarmış hemen bahçıvanı çağırarak ağaçlara zara veren karıncaları yok etmesini emretmiş..bahçıvan işine koyulurken sultan düşünmeye başlamış acaba karıncaları öldürmekte sakınca varmı diye..böyle düşünürken hocası aklına gelmiş hemen odasına gitmiş sormak için..gidince hocası orda yokmuş ve beklemeye başlamış ama hala gelmemiş sonra soracağı soruyu edebine uygun bi şekilde kağıda yazarak hocasının rahlesinin üzerine koymuş..hocasıda az bi zaman sonra gelerek bakmış rahlenin üzerinde bi kağıt varmış okumuş ve sultanın yazdığı yerin altına o da cevabı yazmış...Sultan biraz zaman geçtikten sonra gitmiş tekrar hocasının odasına bakmışki soruyu yadığı kağıdın altında bişeyler yazıyo...Sultanın sorduğu soru'''''''Karıncalar ağaca dalınca.. Öldürmekte varmı sakınca.. hocasının verdiği cevap ise şu...''''Yarın Hakk'ın divanına varınca..Hesap sorar karınca..''inşallah hepimize ibret olur bizim ecdadımız böyle işte selamün aleyküm...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sultan Süleyman,canı sıkıldığı yada hava almak istediği zaman saraydan çıkarak bugün ki adıyla 'gülhaneye' giderek orda rahatlamaya çalışırnış..böyle günlerden birinde gülhaneye gidince bakmışki ağaçları karıncalar sarmış hemen bahçıvanı çağırarak ağaçlara zara veren karıncaları yok etmesini emretmiş..bahçıvan işine koyulurken sultan düşünmeye başlamış acaba karıncaları öldürmekte sakınca varmı diye..böyle düşünürken hocası aklına gelmiş hemen odasına gitmiş sormak için..gidince hocası orda yokmuş ve beklemeye başlamış ama hala gelmemiş sonra soracağı soruyu edebine uygun bi şekilde kağıda yazarak hocasının rahlesinin üzerine koymuş..hocasıda az bi zaman sonra gelerek bakmış rahlenin üzerinde bi kağıt varmış okumuş ve sultanın yazdığı yerin altına o da cevabı yazmış...Sultan biraz zaman geçtikten sonra gitmiş tekrar hocasının odasına bakmışki soruyu yadığı kağıdın altında bişeyler yazıyo...Sultanın sorduğu soru'''''''Karıncalar ağaca dalınca.. Öldürmekte varmı sakınca.. hocasının verdiği cevap ise şu...''''Yarın Hakk'ın divanına varınca..Hesap sorar karınca..''inşallah hepimize ibret olur bizim ecdadımız böyle işte selamün aleyküm...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[doğduğunuz gün neler oldu?..öğrenmek ister misiniz?]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6625</link>
			<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 20:44:19 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6625</guid>
			<description><![CDATA[http://www.emlakkulisi.com/dogumgunu.asp?dt=28.08.1974&Submit=Hesapla]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[http://www.emlakkulisi.com/dogumgunu.asp?dt=28.08.1974&Submit=Hesapla]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Halife Harun Reşit ve Ahmak Valisi]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6624</link>
			<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 14:28:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6624</guid>
			<description><![CDATA[Abbasi Halifesi Harun Reşit'in toprakları arasına Mısır ülkesi de katılır.Halife,şöyle der " Firavun'un ülkesi bu ha!Orada Firavun gururlanmıştı da ilahlık iddiasına kalkışmıştı.Ben de onu aşağılamak için, en ahmak zenci kölem olan Huseyb'i Mısır'a vali yapacağım!" Gerçektende Harun Reşit,budala ve akılsız kölesini Mısır'a vali tayin eder.Talihli Huseyb,hiç bir idari yeteneğe sahip olmadığı halde, Mısır'a gider ve valilik koltuğuna oturur.Bir gün Mısırlı çifçiler bizim Huseyb'e gelirler ve dert yanarlar:"Sayın valimiz;Nil Nehrinin kenarına pamuk ekmiştik.Yağmur afeti oldu.Mahsülümüz mahvoldu" derler.Akıl bu ya;Huseyb,hazırcevaptır kendince:"O kadar üzülmeyin.Takdir bu kadarmış dersiniz.Sizde bundan böyle pamuk yerine yün ekersiniz!":)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Abbasi Halifesi Harun Reşit'in toprakları arasına Mısır ülkesi de katılır.Halife,şöyle der " Firavun'un ülkesi bu ha!Orada Firavun gururlanmıştı da ilahlık iddiasına kalkışmıştı.Ben de onu aşağılamak için, en ahmak zenci kölem olan Huseyb'i Mısır'a vali yapacağım!" Gerçektende Harun Reşit,budala ve akılsız kölesini Mısır'a vali tayin eder.Talihli Huseyb,hiç bir idari yeteneğe sahip olmadığı halde, Mısır'a gider ve valilik koltuğuna oturur.Bir gün Mısırlı çifçiler bizim Huseyb'e gelirler ve dert yanarlar:"Sayın valimiz;Nil Nehrinin kenarına pamuk ekmiştik.Yağmur afeti oldu.Mahsülümüz mahvoldu" derler.Akıl bu ya;Huseyb,hazırcevaptır kendince:"O kadar üzülmeyin.Takdir bu kadarmış dersiniz.Sizde bundan böyle pamuk yerine yün ekersiniz!":)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[interneti türkler bulsaydı...]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6623</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 20:16:23 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6623</guid>
			<description><![CDATA[interneti türkler bulsaydı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[interneti türkler bulsaydı...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[beyninizin kaç yaşında olduğunu öğrenmek istermisiniz !]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6622</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 11:57:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6622</guid>
			<description><![CDATA[Procedure of Flash Fabrika Game :1) start ' a bas2) 3, 2, 1 i bekle3) ekranda rakamların yerini ezberle, en küçükten başlayarak en büyüğe doğru yuvarlakları tıkla4) oyunun sonunda, beynininizin kaç yaşında olduğunu göreceksiniz. http://flashfabrica.com/f_learning/brain/brain.html]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Procedure of Flash Fabrika Game :1) start ' a bas2) 3, 2, 1 i bekle3) ekranda rakamların yerini ezberle, en küçükten başlayarak en büyüğe doğru yuvarlakları tıkla4) oyunun sonunda, beynininizin kaç yaşında olduğunu göreceksiniz. http://flashfabrica.com/f_learning/brain/brain.html]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kandilimiz Mübarek ola...]]></title>
			<link>http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6621</link>
			<pubDate>Sat, 16 Aug 2008 10:09:09 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.bakirkoyimamhatip.com/forum/showthread.php?tid=6621</guid>
			<description><![CDATA[Dua; Aşk kapısının tokmağı.. Kalp telefonu... Avuçların kanaması...Dillerin ağlaması...Kalbin söze taş(ın)ması... Ruhun cilası... Karanlığımıza mum yakmak... Karşılıksız seveni bilmek ve kalbini koymak ortaya.. Halin Allah'a arzıdır dua.. Ellerin havaya açıldığında avuçlarınıza dolan rahmetin adı..Sevgili'ye, sevgisini lutfetmesi için 'ilan-ı aşk' (fısıltıları...) Sığınılacak en serin gölge.. huzur bulduğum...içimin benden şikâyeti, zaman zaman istedikleri, zaman zaman sevdikleri için beklentileri.. dua; istemek ve beklemek..ben'im olmadığım bir O'kyanus...(yoktum evvel zaman içinde ve olamayacağım âhir zaman dışında... Öyleyse dua; ben'i, ene'yi aradan kaldırıp yahut köprü olup O'nun ummanına götürmeli...) böylesi duaların duasındayım...alıntıDualarınızda olmak ümidiyle... Beraat kandiliniz hayırla dolsun ....Benide dualarınızda unutmayın olur mu?....Herşeyin en ama en güzeline sahip olana emanet olun... :)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Dua; Aşk kapısının tokmağı.. Kalp telefonu... Avuçların kanaması...Dillerin ağlaması...Kalbin söze taş(ın)ması... Ruhun cilası... Karanlığımıza mum yakmak... Karşılıksız seveni bilmek ve kalbini koymak ortaya.. Halin Allah'a arzıdır dua.. Ellerin havaya açıldığında avuçlarınıza dolan rahmetin adı..Sevgili'ye, sevgisini lutfetmesi için 'ilan-ı aşk' (fısıltıları...) Sığınılacak en serin gölge.. huzur bulduğum...içimin benden şikâyeti, zaman zaman istedikleri, zaman zaman sevdikleri için beklentileri.. dua; istemek ve beklemek..ben'im olmadığım bir O'kyanus...(yoktum evvel zaman içinde ve olamayacağım âhir zaman dışında... Öyleyse dua; ben'i, ene'yi aradan kaldırıp yahut köprü olup O'nun ummanına götürmeli...) böylesi duaların duasındayım...alıntıDualarınızda olmak ümidiyle... Beraat kandiliniz hayırla dolsun ....Benide dualarınızda unutmayın olur mu?....Herşeyin en ama en güzeline sahip olana emanet olun... :)]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>